Bahar, evrenin güneşi olmaya hazır mısın?
Bölüm 3. Kısım 1
… Serhat’ın beklenmedik ortaya çıkışıyla sarsılan halinden çıkıp endişeyi bastırdı.
— Hemen ameliyathanemden çıkın! — diye buyurdu Bahar.
Sesinin keskinliği herkesi doğrulttu, Evren hariç — o Serhat’a bakıyordu. Dondu kaldı, elindeki bisturi titremedi ama henüz kesi yapmamıştı.
— Cesaretin varsa yapma, Evren! — Serhat ona doğru adım atıyordu.
Evren donup kalmıştı, Serhat’a bakıyordu. Monitörler tehditkâr bir şekilde ötüyordu.
— Evren — ismini yüksek sesle söyleyerek, — Evren, devam et! — diye rica etti Bahar. Başını kaldırmadan bebeği çıkardı.
— Hayır! — dedi Serhat, bir adım daha attı ama Rengin onu dirseklerinden tuttu.
— Serhat — onu kendine doğru çekti — Tüm protokolleri ihlal ediyorsun! Çık dışarı! — Emzikli maskesini yüzüne doğru tuttu. — Serhat — hâlâ elini bırakmadı.
— Ben sadece baba değilim, onun doktoruyum! — Geri adım atmak istemiyordu.
— Burada sen hiçbir şeysin! — Bahar başını kaldırdı ve Rengin’e başını salladı. — Burası benim ameliyathanem! — Serhata bakmadan ekledi. — Evren — Bahar bakmadan canlı bebeği tekrar asistanına teslim etti. — Evren, harekete geç! Onu kaybediyoruz, Evren! — sonunda onun da bakmasını sağlamıştı. — Evren, devam ediyoruz — sesi yumuşadı ama kararlılığını korudu.
— Biz onu kaybediyoruz — canlı bakıyor, monitörlerden gözünü ayırmıyordu Siren.
Bahar hafifçe ona başını salladı. Göze göz — derin bir nefes aldı, gözlerinden ayırmadan. Eskiden operasyonlarda olduğu gibi beraber nefes aldılar, nefesler bir — tek komut. Hemen ne için geldiğini hatırladı.
— Göğüs kafesini açıyorum — dedi Evren başını eğerken.
Serhat ileri hamle yaptı, Rengin onu kendine çekti. Doruk kollarını açtı, Evren’i yanından korumaya aldı. Bahar biliyordu ki Serhat’ı Evren’e yaklaştırmayacaktı.
— Cesaretin varsa! — diye bağırdı Serhat, ama Rengin onu ameliyathaneden dışarı attı.
— Perikard hattından kes! Doğrudan masaj! — Evren kızın kalbine dokundu.
Bahar duraksadı. Ameliyathanede sessizlik hakim oldu, yalnızca monitörler yaşam tehdidini bağırıyordu. Herkes durdu, yalnızca Evren harekete geçti.
— 0,5 adrenalin — o manuel olarak miyokard masajı yapıyordu. — Bir, iki, üç.
— Sinüs! Ritim! — diye nefes verdi Siren.
— Onu geri getirdik — başını eğdi Bahar.
Kalbe bakmamaya çalıştı, Evren göğüs kafesini dikiyordu. Bahar çok iyi biliyordu ki o kalp Evren’in hafızasına kazınmıştı, Esra artık onun da hastası olmuştu bu anda. Serhat bunu istemiş olsa da olmasa da, Evren bundan sonra ondan vazgeçmeyecekti, onun için mükemmel kalp bulunana kadar.
USG kontrolünde plasentaya bastırma açısını değiştirdi, ikinci bebeğin zayıf nabzı daha temizleşti, sanki kendi yaşamı için savaşmaya başladı.
— İkinci bebek dengelendi — kısa ve net bildirdi Bahar.
Evren monitöre hızlıca baktı, Bahar’ın daha başka bir hayatı da kurtardığını anladı ve bu eylemin doğrudan parçası olduğunu hissetmişti.
Kalp. Mahvetmişti. Bu düşünceleri zihninden uzaklaştırdı, yalnızca ameliyata odaklandı. Monitörler tehlikeyi bağırırken bile, ikinci bebeğin durduğunu hissediyordu. Biraz daha elle oynadı, basıncı stabilize etti ve nabız yavaşladı — düzenli hale geldi.
— Bitiriyoruz — nihayet konuştu Bahar.
— Basınç kontrolü? — diye yineledi Evren.
— Kan akışı stabil — kararlı bir şekilde konuştu Siren, — değerler yükseliyor.
Bahar ve Evren aynı anda başlarını kaldırdı, bakışları kesişti. Maskelerin ardında yüzler görünmese de yalnızca gözlerini görüyordu birbirlerinin ve gülümsüyorlardı. Yeniden birlikte, her şeye rağmen yaratabildikleri o mucizeyi gerçekleştirmişlerdi. Takım çalışmaları yeniden doğuyordu. Sonra sonrası ne olacak diye düşünmek istemedi, ama onunla birlikte çalışmak ayrı bir keyifti.
— Başardık — fısıldadı Bahar.
— Başardık — fısıldadı Evren.
Omuzlarına hafifçe değerek birlikte ameliyathaneden çıktılar. İlk ortak ameliyatlarıydı bu: o lider, o asistan. Sonra birlikte önlükleri, maskeleri, eldivenleri çıkardılar, ellerini yıkadılar. Neredeyse gülümsüyorlardı, koridora adım attıklarında.
— Ne oldu? — Serhat hemen ona yöneldi, Evren’i görmezden gelerek; sanki varlığını unutmuştu.
Rengin onun arkasından onları izliyordu. Operasyon boyunca hep yanındaydı.
— Kızınız yaşıyor — duygusuz, sert ses tonuyla söyledi Bahar. — Bir bebek alındı, diğeri stabilize edildi.
Serhat derin bir nefes verdi, elleriyle yüzünü kapattı, ardından duvara yaslanarak çömeldi.
— Kalp stabilize edildi, — diye devam etti Bahar. — Esra gözetimimiz altında kalacak.
Evren, Bahar’ın arkasında duruyordu. Sessizce Serhat’a bakıyordu.
— Sonuna kadar mı gittin? — Serhat ağır nefesler alarak Evren’e baktı.
— Devam ettim ve bitireceğim, — dedi Evren net bir dille, ama sesi alçalmıştı.
Bahar arkasına döndü, Evren dirseğine hafifçe dokundu.
— Harikaydınız, — diye fısıldadı Rengin.
— Ben öyle hissetmiyorum, — dedi Bahar, sanki hâlâ ellerinde o canlı bebeği tutuyormuş gibi. Göbek bağını keserken, onu kendi elleriyle hayattan koparmıştı.
— Ona bir şans verdiniz, — dedi Serhat hâlâ çömelmiş halde, ayağa kalkamıyordu.
— Hepsini kurtaramadım, — dedi Bahar, Evren’in parmakları dirseğini hafifçe sıktı.
— Kim başarabilirdi ki? — dedi Serhat yeniden elleriyle yüzünü kapatarak.
Evren gitmedi, ama Bahar’ı burada Rengin ve Serhat’la da bırakmak istemediği açıktı. Sessizce yanında yürümesini istedi sanki ve Bahar da onunla birlikte yürüdü. Tek bir şey anlamıştı: bu iki kişi birbirini tanıyordu. Ortak bir geçmişleri vardı…
***
…geçti, her şey bitti… hayır, daha yeni başlıyordu. Serhat yavaşça ayağa kalktı, sırtını duvara yasladı. Rengin ayrılmadı; hatta eline hafifçe dokundu, sanki o an Serhat’ın tıbbi bir etik değil, gerçek bir insani temas ihtiyacı olduğunu anlayarak.
— Böyle olacağını hepimiz biliyorduk, — sonunda duygularını bastırabildi, — ama yine de hazır değildim, — itiraf etti.
— Odama geçelim, — dedi Rengin ve koluna girdi.
— Onu görmek istiyorum, — dedi Serhat, durmak ister gibi.
— Biraz sonra, — dedi Rengin sakinlikle.
— Burada da olur, — küçük kanepeye kadar yürüyüp oturdular. — Onunla tıbbi, kuru bir dille konuşursam daha kolay olur sanmıştım, — dedi gözlerini kapatıp geriye yaslanarak.
— Ama olmadı, değil mi? — eline dokunarak bileğini sıktı Rengin.
— Aksine, — başını hafifçe salladı, onun parmaklarını sıkarak, — içimdeki her şey daha da açıldı, — bir an için diğer eliyle göğsüne dokundu, sonra hemen indirdi. — Şimdi onun kalbi… — gözlerini hafifçe aralayıp ona baktı. — Zaten hasta olan kalbi şimdi daha da yaralı. Ne kadar dayanacak… — gözleri kızarmıştı. — Artık onun için her gün geriye sayım.
— Serhat, — Rengin onun elini iki eliyle kavradı. — Güçlü olmayı öğrendik çünkü başka seçeneğimiz yoktu, — gözleri Serhat’ın gözlerinin ötesine bakıyordu. — Artık hep şunu düşünüyorum: bir gün ben olmazsam, kızımın yanında kim olacak?
Serhat uzun süre ona baktı.
— Timur’u tanımıyordum, üzgünüm, — parmakları Rengin’in ellerinde kıpırdadı. — Kızımı tek başıma büyüttüm.
— Ben de Parla’yı neredeyse hep tek başıma büyüttüm. Evliydim ama bu sadece bir denemeydi, olmadı, — içini döktü Rengin. — Timur’la da yürümedi. Şimdi kızım Bahar’ın yanında yaşıyor, — artık bir rol oynamak istemiyordu, saklamanın anlamı kalmamıştı. — Umay’la yaşıtlar. Umay, Bahar ve Timur’un kızı, — açıklama gereği duydu.
Serhat bakışlarını ayırmadı ama gözlerinde en ufak bir yargı yoktu.
— Demek ki aynı hayatta kalma yöntemlerine sahibiz, — hafifçe gülümsedi ama gözlerinde hâlâ kızına dair endişe vardı.
— Bize lazımsınız, Serhat, — derin bir nefes aldı Rengin.
— Bize mi? — diye sordu. — Sizi hep uzaktan izleyenleri tercih ettiğinizi sanıyordum.
— Çok uzun süre uzaktan izledim… artık gölgelerden çıkma zamanı geldi galiba, — diye fısıldadı. — Birçok şeyi değiştirmeyi planlıyorum, — dedi, ellerini bırakarak sağ elini uzattı. — Pera Hastanesi’ne hoş geldiniz, Profesör Serhat Özer.
— Doğrudan katılmaya hazırım, — elini sıkıca sıktı Serhat, — Profesör Rengin.
Rengin elini nazikçe kurtarıp kanepeden kalktı. Utanabilirdi, ama hayır — sadece gülümsedi, başını salladı ve uzaklaştı. O birkaç dakikada o kadar çok rol değişti ki aralarında, ama o hiçbirini oynamaya çalışmadı, gerçek duygularını saklamaya da çalışmadı. İlk kez hiçbir şeyi açıklamak zorunda kalmamıştı.
Rengin, duvara yaslanarak durdu, ardından arkasına döndü. Serhat hâlâ kanepede oturuyordu, ellerini önünde kenetlemiş, sanki dua ediyordu. Gözleri kapalıydı ve o anda Rengin anladı ki — Evren haklıydı. Her şey daha yeni başlıyordu…
***
…Evren her şeyin daha yeni başladığını çok iyi biliyordu. Geçmişleri henüz kapanmamıştı; yeniden canlanıyor, onları çevreleyen herkesi içine çeken bir girdaba dönüyordu. Bahar onun kendisini götürmesine izin vermişti ama bu sessiz kalacağı, hiçbir şey sormayacağı anlamına gelmiyordu. Birlikte onun odasına kadar yürüdüler, Evren kapıyı açtı ve onu içeri buyur etti.
Bahar ona sırtını dönmüştü. Kapının kapandığını duydu — Evren onu arkasından dikkatlice kapatmıştı. İlk kez buradaydı, ilk kez odada baş başaydılar. Her şey ilk kez yaşanıyordu. Bahar yutkundu. İlk kez, ikisi de doktor statüsündeyken ortak bir operasyon gerçekleştirmişlerdi. Bahar operasyonun sorumluluğunu tek başına almış, kimseden destek beklemeden yönetmişti. Evren ise yanında durmuş, neredeyse birlikte hareket etmişti. Yeniden bir ekip oluyorlardı ama her şey yine de farklıydı.
Bahar, arkasındaki her hareketine karşı hassaslaşmıştı. Evren etrafa bakıyor, bazı eşyalara dokunuyor, sanki onun alanını tanımaya çalışıyordu. Bahar onu durdurmak istemiyor, dönüp bakmamak için kendini zor tutuyordu.
— İzin verdiğin için teşekkür ederim, — önce sesini kulağının dibinde duydu, sonra elleri omuzlarına kondu, nazikçe bastırdı ve dudakları yanağına değdi.
— Buna sana izin vermedim, — diye fısıldadı Bahar ama ellerinden kurtulmaya çalışmadı.
Evren onu arkadan sardı, göğsüne bastırdı, kolunu göğsünün altına yerleştirdi. Nefes alışını hissederek, onu kendine daha da yaklaştırdı ve yüzünü boynuna gömdü.
— Bugün orada, senin ameliyathanende, — konuşurken dudakları boynuna değiyordu, — tekrar gerçek biri oldum, — itiraf etti. — Sadece seninle böyle hissediyorum, sadece sen bana hayatı hissettiriyorsun.
Bahar’ın elleri istemsizce kalktı, bileğine dokundu. Nefesi ağırlaşmıştı. Onun kendisini sarmasına, neredeyse öpmesine izin veriyordu, uzaklaşmak istemiyordu.
— Esra’nın dosyasını getirerek ameliyathanede beni beklediğini gösterdin, — devam etti Evren, — kod kelimesini söyledin: kalp, — kokusunu içine çekti, parfümünü soludu.
Kalbi… Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Başını hafifçe arkaya yasladı, dudakları titredi ama sessiz kaldı. O kadar çok konuşmuştu ki şimdi sadece dinliyordu.
— Operasyona başladığında steril bölgeye gireceğimi biliyordun, bunu sen de biliyordun, — dedi ve dudakları boynuna bir kez daha değdi.
Diğer eliyle saç tokasını çıkardı, saçlarını serbest bıraktı, onu masaya doğru yönlendirdi ve kollarının arasında aniden kendine çevirdi. Bahar’ın elleri hemen onun omuzlarına kondu. Evren bir adım daha atıp onu masaya dayayana kadar ilerledi.
— Evren, — dudaklarından döküldü.
Evren ona iyice yaklaştı, dudakları neredeyse değiyordu ama bekledi, gözlerinin altından ona bakıyordu.
— Senin ofisinde böyle şeylere cesaret edemedim, — dudaklarına fısıldadı Bahar.
Evren gülümsedi. Onu sonunda kollarında, karşısında, teslim olmuş halde görmekten keyif alıyordu. Bahar onun gülümsemesini gördü. Kaşları hafifçe kalktı, vücudu onun kollarında istemsizce gerildi.
— Serhat kim? — diye sordu ve ellerini omuzlarına bastırdı.
Evren’in yüz ifadesi değişti ama onu bırakmadı.
— Herkesin bir geçmişi vardır, Bahar, — onu itmesine izin vermedi.
— Ama benim geçmişimi sen sadece bilmiyorsun, — karşılık verdi Bahar. — Onun içinde yaşadın, Evren.
— Şu an bunu mu konuşmak istiyorsun? — dudaklarına neredeyse dokunacakken sordu, ama Bahar yüzünü geri çekti.
— Her şeyin artık serbest olduğunu mu sandın? — elleriyle omuzlarını iterek onu durdurdu. Evren dişlerini sıkarak geri çekildi, onu bıraktı.
— O terasta onunla mıydın? — yüzü asıldı.
Bahar bir homurtuyla masanın etrafından dolaştı. Sandalyeyi çekip oturdu. Ayakları onu artık taşımıyordu. Önce o zorlu operasyon, ardından Evren’in kucaklaması… İçindeki her şey karmakarışıktı. Ne olduğunu anlayamıyordu — hem kendinde hem de Evren’de.
— Sence sana soru sorma hakkı mı verdim? — artık doktor koltuğundaydı, Evren ise karşısında ayakta duruyordu.
Evren ellerini masaya dayadı, ona doğru eğildi. Cevap verecekti ki kapı çalındı ve açıldı. Bahar ve Evren aynı anda döndüler — kapı aralığında Naz duruyordu.
— Ona sorabilirsin, — Bahar koltuktan fırladı ve neredeyse odadan çıktı.
Ama durdu, önce Evren’e, sonra Naz’a baktı. Burası onun alanıydı. Hâlâ alışmaya çalıştığı tek yeri. Burada doktor oluyordu, kadın değil. Hele ki bu ikisinin arasında… Yine içi parçalanıyordu.
— Burası benim odam, — kendine gelerek kaşlarını çattı, kollarını göğsünde kavuşturdu.
— Bahar, seninle konuşabilir miyim? — Naz kendini rahatsız hissetmişti, sanki ikisinin arasına girmişti.
— Üzgünüm, seninle konuşacak hiçbir şeyim yok, — dedi Bahar sert bir şekilde, düşüncelerini toparlayamayarak.
Onun daire kapısına gelip kendini rezil ettiğini çok iyi hatırlıyordu. Evren o zaman birlikte yaşamadıklarını söylemişti, sonra da o fotoğraf… Ve şimdi Naz kapısının önündeydi. Her şey bir kâbus gibi yeniden tekrarlanıyordu ve Bahar bu saçma oyunun devamını asla istemiyordu.
— Hayır ve tekrar hayır, — ellerini kaldırdı ve odasından çıktı, Evren ve Naz’ı orada bırakarak.
— Bahar, — diye seslendi Evren. — Bahar!
— Evren, — Naz koluna dokundu, Evren ise onun elini öfkeyle silkti.
— Bahar, dur! — dedi, onu yakalayarak dirseğinden tuttu.
— Evren, bırak, — dedi çok sert bir ses tonuyla ama Evren onu kendine çekti, dönmeye zorladı.
Bahar, Evren’in omzunun üzerinden hâlâ kapının önünde duran şaşkın Naz’ın bakışını yakaladı. Bahar odasından çıkınca o da hemen çıkmıştı.
Bahar bir Evren’e, bir Naz’a bakıyordu ama aklında o sahne vardı — Naz’ın onun ofisi önünde Evren’i öpmesi. Bahar’ın içinden onu Naz’ın gözü önünde öpmek geldi. Evren buna hayır demezdi, ama içinde oluşan tiksintiyle bu isteği bastırdı. Rekabet istemiyordu. Ne zafer, ne yenilgi… Sadece hikâyelerini yaşamak istiyordu. Hayatlarında yeni bir sayfa açmak üzerelerdi ama bir şeyler sürekli buna engel oluyordu.
— Lütfen sahne yaratma, — ellerini açmaya çalışarak fısıldadı. — Git ve kız arkadaşını sakinleştir.
— Tam da bunu yapıyorum, Bahar, — dedi Evren ve elini daha sıkı tuttu, gözlerine bakarak.
— Dikkat çekiyorsun, — çevresine bakındı. — Hakkımızda konuşmalar daha yeni durmuştu, — içinden lanet okudu çünkü köşeden Ahu kafasını uzatmıştı.
— Şimdi seni öpeceğim, — dedi birden dudaklarına fısıldayarak, — konuşacak şeyleri olsun diye.
— Bunu yaparsan… — dedi Bahar, elleri göğsünde, cümlesini bitirmeden onu sertçe süzdü.
Bakışı onu yakıp geçiyordu, hiç şakası yoktu. Yanaklarındaki tüm renk kaybolmuştu. O anda Ferdi neredeyse Ahu’ya çarpacaktı, hızla köşeden çıkarken.
— Profesör Evren, — Doruk onların yanına geldi, nefes nefeseydi. — Telefonunuzu ameliyathanede unuttunuz, sizi arıyorlar, — araya girip telefonu uzattı. — Cem arıyor. Defalarca aradı.
— Benim olmadığını söylemedin, — Evren öyle kısık bir sesle fısıldadı ki sadece Bahar duyabildi. Doruk araya girmiş, nefes nefese onları ayırmaya çalışıyordu.
Bahar biliyordu, Evren bırakmadıkça Doruk başaramazdı. Evren cevap bile verebilirdi ve bu Doruk için hiç iyi olmazdı.
— Bırak beni, — diye fısıldadı. — Ve Naz’la konuş!
— Sen geçmişini yaşadın, Bahar… şimdi sıra benimkinde, — sesi tehditkâr bir kararlılık taşıyordu.
Çok ama çok öfkeliydi. Ama Bahar da öfkeliydi. Gözleriyle onu yakarak, sonunda parmaklarının gevşemesini sağladı. Düşmemesi için onu tuttu. Doruk hemen Bahar’ın önüne geçip onu Evren’den korumaya çalıştı.
— Profesör, telefonunuz, — dedi ve telefonu Evren’in eline tutuşturdu. Sonra döndü, Bahar’la birlikte koridordan uzaklaştılar…
***
…Koridorda neredeyse koşar adımlarla ilerliyordu, ta ki aniden durana kadar. Doruk ona çarpmamak için son anda fren yaptı ama neredeyse üstüne yıkılıyordu. Onun bu kadar ani duracağını hiç beklememişti.
— Reha, — diye fısıldadı Bahar. — Durumu nasıl? — Ona döndü. — Doruk, nerede o? — Saçlarını düzeltti, yanaklarını avuçlarıyla kapattı. Artık yanakları alev alev yanıyordu.
Reha’yı tamamen unutmuş olmaktan büyük utanç duyuyordu. Evren, tüm düşüncelerini altüst etmişti.
— Durumu stabil, — Doruk hâlâ zor nefes alıyordu. — Bir iskemik atak geçirdi, infarktüs öncesi bulgular vardı. Koroner anjiyo yapıldı — bypass gerekli, — alnındaki teri eliyle sildi.
— Operasyona hazırlanmalı, — diye tamamladı Bahar. — Hangi odada? Annem biliyor mu?
— Gülçiçek’e henüz haber verilmedi, seni bekliyorduk, — itiraf etti Doruk.
— Hadi, — dedi Bahar, neden bilmese de onu da yanında götürmek istemişti.
Doruk onu profesörün odasına götürdü. Bahar kapı koluna uzandı ve durdu. Bu tarafında hâlâ bir doktordu ama o kapının eşiğini geçtiği anda artık aileden biri olacaktı… yine de mesleki sorumluluğunu da kaybetmeyecekti. Derin bir nefes aldı, bir kez daha iç çekti ve ancak sonra kapıyı açıp içeri girdi.
Reha uyukluyordu. Nefesi yüzeyseldi ama yaşıyordu. Bahar gözlerini bir an kapattı, sonra hemen açtı. Ona bir şey olsaydı, annesine ne söyleyeceğini hayal bile edemiyordu.
Serum bağlıydı. Daha dün hastaları kurtaran oydu, şimdi yardım alan… Yanına oturdu. Reha gözlerini açmadan elini hafifçe kıpırdattı, Bahar’ın varlığını hissetmişti.
— Ucundan döndünüz, — diye fısıldadı Bahar, eline dokunarak. — Reha, bu adil değil, — başını eğdi. — Ameliyathanemde sizi kaybetmek adil olmazdı! Düştüğünüz an… aklımdan şu geçti: annem ikinci kez dul kalamazdı. Bunu kaldıramazdım, — diye itiraf etti. — Herkes benden güçlü olmamı bekliyor, — sesi titredi, bir damla gözyaşı yanağından süzüldü.
— Sadece… — diye mırıldandı Reha, gözlerini açmadan.
— Kendinizi üzemezsiniz, — Bahar başını kaldırdı, nefesini dışarı verdi, gözyaşlarını durdurabildi. — Bu yaşta kalbinize bunu yapamazsınız, anlıyor musunuz? Esra ameliyatta, kalbi durdu. Annem, Evren, çocuklar, torunlar… bir de siz düştünüz. Ve ben yalnızım, — hıçkırdı, — herkese nasıl yetişeyim, ben yalnızım. Ben demir değilim, Reha… ama yoruldum, — elini sıkıca tuttu. — Olmamalı ama gerçek bu. Sizin kızınız nasıl olunur, onu bile bilmiyorum. Daha bana baba bile olamadınız. Bu adil değil, Reha.
Cevap vermedi, sadece elini sıktı. O yatıyordu, Bahar da sessizce yanında oturuyordu. Monitör kalp ritmini ve tansiyonu gösteriyordu, ama onun parmaklarındaki güç… pes etmeye niyeti yoktu. Henüz değil. Reha hayattaydı.
— Sizi operasyona hazırlıyoruz, — Bahar ayağa kalkabildi, tekrar doktor kimliğine büründü.
Odadan çıktı, yürürken saçlarını örmeye başladı; Evren tokasını çıkarmıştı ve nereye koyduğunu bile bilmiyordu.
— Bahar, — Doruk sabırla onu kapıda bekliyordu. — Telefonun, — cep telefonunu ona uzattı.
Bahar derin bir nefes verdi ve başını salladı. Artık tamamen toparlanmış, kendine gelmişti.
— Doktor kim? — diye sordu Doruk’a, ekranı açarken.
— Profesör Serhat, — dedi Doruk.
— O zaman onu görelim, — dedi ve yürürken Gülçiçek’i aradı. Telefonu kulağına götürdü, çalmasını bekliyordu…
***
…Telefonda tekrar çalan uzun sinyal sesleri duyuldu. Cem aramayı sonlandırdı ve şapkasını daha da aşağı çekti, sanki görünmez olmak istiyordu. Uzun koridorda yürürken, Evren’le karşılaşma umudu her adımda biraz daha sönüyordu.
O sabah, Evren hastanede kalacağını ve burada çalışacağını açıkladıktan sonra bir daha görüşmemişlerdi. Konuşmaları gerekiyordu. Cem, kardeşinin desteğine ihtiyaç duyuyordu — özellikle de Naz onu işten çıkardıktan sonra. Yumruğunu duvara geçiresi geliyordu, ama sadece sırt çantasının omzunu sıkan kayışını düzeltti.
Kahkahalar ve yüksek sesli konuşmalar duyunca neredeyse başka bir yöne sapacaktı, tanıdıklardan kaçmak istiyordu. Doruk’la karşılaşması bile yeterince fazlaydı. Ama ne konuştuklarını duyunca durdu.
— Siz görmediniz ki! — dedi tanıdık, her zamanki kendinden emin tonuyla Ferdi. — Size söylüyorum, kesin birlikteler!
— Hayır. Naz’la değil, Bahar’la birlikte, — Ahu ellerini havaya kaldırdı, dramatik bir tavırla. — Ne operasyondu ama! Hepsini gördüm. O içeri giriyor, tam bir süper kahraman gibi, Bahar: “Evren, Evren, bana bak!” — Ahu abartarak taklit etti. — Sonra! Esra’nın babası içeri dalıyor, herkes maskeli, steril alan darmadağın — ama Bahar hiçbir şeyi görmüyor, sadece ona bakıyor. Sonra elini tuttu! Eğer Naz olmasaydı, kesin öpüşürlerdi!
— Ben hâlâ Naz’dan yanayım, — dedi inatla Ferdi. — Fazla özgüvenli. Öylece Bahar’ın odasının önünde dikilmezdi.
— Bahar’ın ona nasıl baktığını gördün mü? — Ferdi’nin karşısında durdu Ahu. — Gözleriyle steril etmeye hazırdı resmen!
— Bahar ve steril alan mı? — güldü Ferdi. — Sen kendin söyledin, ameliyatı sırasında her şey ihlal edildi. Hastanın kalbi duruyor, onlar ise birbirine bakıyor!
Cem duvara yaslandı, adeta duvarla bir olmaya çalıştı, yumruklarını sıktı.
— Herkes onların bittiğini söylüyor olabilir, — dedi konuşmaya yeni katılan bir kız, Cem onu tanımıyordu, — ama o elini tutuş şekli, Bahar’ın da elini çekmemesi… — Ahu’ya başını sallayarak destek verdi, — bu çok şey anlatıyor.
— Profesör Evren. Doktor Bahar. Naz, — tiyatral bir havayla fısıldadı Ferdi. — Bir koridor. Bir bakış. Üç olası son. Ama tutku — her zaman tek. Belki artık susamıyorlardır, nasıl olsa dedikodu çıkacak, bari görkemli bir bahanesi olsun, — elini uzattı, — bahisleri alalım?
— Ya Bahar başka birini seçerse? — Doruk bir anda aralarına girerek herkesi dirsekleriyle kenara itti.
Cem onun sesini duyunca biraz daha geri çekildi.
— Kimi? — Ahu kaşlarını şaşkınlıkla kaldırdı, bu varsayımdan resmen sarsılmıştı.
— Profesör Serhat var mesela, — dedi Cem’in tanımadığı kız. — Daha başka profesörler de var.
— Biz buradayız ve her şeyi duyuyoruz! — dedi Siren, gruba doğru ilerleyerek.
Yüzü hiç de iyi şeyler vaat etmiyordu. Elindeki hasta dosyasını koluna vuruyordu ritmikçe.
— Hiç utanmıyor musunuz? — dedi Uraz, yüzü kararmıştı. — Bunlar yetişkin insanlar. Başkalarının duygularına saygı duyamıyorsanız, bari susun. Bahar benim annem!
— Yeter artık bu dedikodular, — Siren hepsine tek tek bakarak konuştu.
— Hiç mi işiniz yok? — Doruk öfkeyle neredeyse buhar çıkarıyordu.
— Biz sadece, — diye atıldı Ferdi, — iş ortamını konuşuyorduk.
— Bunun yeri asistan odası, koridor değil! — dedi Siren sertçe.
Kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başladı. Siren ve Uraz alçak sesle konuşarak Cem’in yanından geçtiler ama onu fark etmediler. Cem başını kaldırdı, sırt çantasının kayışını sıktı ve merdivenlere yöneldi. Dudaklarında buruk bir gülümseme donmuştu, içini yakıyordu…
***
…İçi hâlâ alev alev yanıyordu. Hâlâ sakinleşememişti. Evren, Naz, kendisi — her şey birbirine girmişti. Bahar derin bir nefes alarak elini kaldırdı, kapıyı çaldı ve içerden izin gelince yavaşça araladı. Serhat masasının başında oturmuş, hasta dosyasına bir şeyler yazıyordu. Masa lambası onu tam aydınlatmıyor, sadece gölgesini belirginleştiriyordu.
— Girebilir miyim? — fazladan bir çekingenliği ve rahatsızlığı silmeye çalışarak sordu.
Şimdi roller değişmişti. Bu defa o hasta yakınıydı, Serhat ise doktor konumundaydı.
— Profesör Özer, — diye başladı.
— Bahar, — Serhat ayağa kalktı ve sandalyeyi işaret etti. — Oturun lütfen.
— Teşekkür ederim, — kapıyı kapatıp oturdu. — Profesör Reha’yı üstlendiğiniz için teşekkür ederim.
Serhat gözlüklerini biraz indirip ona uzun uzun baktı:
— Bugünkü olaylardan sonra, sizin için yapabileceğimin en azı bu, — sesi her zamanki gibi sakin ve duygusuzdu. — Veriler net. Hasta stabil ama riskler var. Bypass ameliyatına hazırlıyoruz.
Bahar sandalyede doğruldu. Artık Esra’yı daha iyi anlıyordu; babası çok farklı yüzlere sahipti.
— Dirençli biri, atlatır. Operasyon standart, — dedi Serhat, sanki binlerce defa söylemiş gibi. — Hatta diyebilirim ki basit.
Bahar dikkatle ona bakıyordu. Aklında birçok soru vardı, ama ağzından çıkan bambaşka oldu:
— Göründüğünüz gibi biri değilsiniz, — derin bir nefes aldı.
— Bazı durumlarda harekete geçmek gerekir, — gözlüklerini çıkardı, masaya koydu. — Ve bugün harekete geçen sizdiniz.
— Maske takmakta iyiyiz ikimiz de, ama siz bazen çıkarmayı unutuyorsunuz, — dedi Bahar, sesi yavaşça rahatlamaya başlamıştı.
— Bypass dediğimde biraz gerildiniz ama bu müdahaleyi benim yapacağımı biliyordunuz, Doktor Bahar, — o hâlâ gölgede oturuyordu ama masa lambasının ışığı Bahar’ın yüzünü tamamen aydınlatıyordu. Bahar onun karşısında tüm açıklığıyla duruyordu.
Tek bir “doktor” kelimesiyle aralarındaki hasta-doktor duvarını yıkmıştı, onu kendisiyle eşit seviyeye çekmişti.
— Serhat, — dudaklarından döküldü, sonra hemen toparlandı. — Profesör Serhat, — ellerini sıktı, masanın altındaydılar, onun görmediğinden emindi. — Aortokoroner mi planlıyorsunuz, yoksa farklı bir şant yöntemi mi?
— En çok kim için endişeleniyorsunuz, Doktor Bahar? Profesör Reha için mi, anneniz için mi, — gözlerini ondan ayırmadı, — yoksa kendiniz için mi?
Bahar parmaklarını gevşetti, gözlerini kırpmadan ona baktı:
— Bu “neredeyse” hâlinden korkuyorum, — diye fısıldadı.
Serhat’ın omuzları hafifçe düştü, gözlerini indirdi:
— Burada belirsizlik olmayacak, — onu hemen anlamıştı. — Her şey oldukça sıradan.
— Ama siz de biliyorsunuz, basit bir apandisit ameliyatında bile çöküş olabilir, — vücudu ürperdi.
— Bazen en korkuncu, kaybetmek değil, — eli masaya uzandı, — bu "neredeyse" hâlinde yaşamak, — onun sözlerini ona iade etti.
Bahar elini kaldırdı, ama masaya koymadı, sadece kenarına dokundu. Onu anlıyordu. Serhat 23 yıl bu belirsizlik içinde yaşamıştı. Onunla konuşmak istiyordu, ama Esra için olasılıkları dile getirmek ona değil, Evren’e düşerdi.
Evren? Onları ne bağlıyordu? Hangi geçmiş birleştiriyordu onları? Ne Evren, ne Serhat, hiçbiri ameliyathanedeki olaydan sonra tek kelime etmemişti, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Telefonu avucunda titredi. Ekrana baktı ve hemen ayağa kalktı.
— Affedersiniz, Profesör Serhat. Her şey için teşekkür ederim, — elini uzattı.
— Asıl ben teşekkür ederim, — elini tuttu.
Erkekçe, sıkıca sıkmıştı. Elinin içinde Bahar’ın eli kaybolmuş gibiydi — ve o anlık, içinde huzur hissetti. Döndü ve odadan çıktı, kapıyı sessizce kapattı.
***
…Naz ve Evren hastanenin lobisindeki cam kapının önünde durmuştu. Uraz üst kattaki korkuluğa tutunmuş, onları izliyordu. Belki Ferdi, Ahu ve diğerleri bazı konularda haklıydı? Profesör Evren kafası karışmış hâlde miydi? Onların evine geliyor, annesinin yanında oluyordu, ama aynı zamanda Naz’la da görüşüyordu. Kararsız gibi davranıyordu — annesinin yanında mı kalmalıydı, yoksa Naz’la mı? Parmak boğumları beyazlaşmıştı, dudakları sıkıca kenetlenmişti.