Наталья Лариони

Наталья Лариони 

Автор женских романов и фанфиков

13subscribers

228posts

Showcase

18

Bahar, evrenin güneşi olmaya hazır mısın?

Bölüm 5. Kısım 1

…Evren yavaşça daireye girdi ve kapıyı arkasından kapattı. Bir adım atar atmaz spor ayakkabılara takıldı, ayağıyla kenara itti. Sonra eğilip yerden bir askılık aldı. Kendisinin dairesinde bu kadar dağınıklık hiç görmemişti.
Yusuf pencerenin yanında duruyordu, ellerini biraz çaresizce sırtına doğru attı, sanki ondan ne bekleyeceğini bilmiyormuş gibiydi. Daha Evren ile hiç konuşmamışlar, evet aynı masada oturmuşlar, evet Bahar’ın evindeydiler ama birbirleriyle tanıştırılmamışlardı. Cem çantasını aldı ve önüne doğru sıkıca tuttu, her an kabına sığmayıp koşacakmış gibiydi.
— Gitmeyi mi düşünüyorsun? — diye sordu Evren alçak bir sesle. Bir baş hareketiyle Cem çantayı yere fırlattı.
— Beni sen kovacaksın sanmıştım… — Cem başını eğerek fısıldadı.
Evren Yusuf’a döndü.
— Bırakmazdım onu. — Genç, bakışları altında biraz çekinerek cevapladı. — Bahar, — sözünü tamamlamadan omuz silkti.
Bahar yanındayken daha rahattı; onunla her şey kolaydı, ama onsuz bu kapalı adamı hiç anlayamıyordu. Bazen çekiyor, bazen itiyordu onu.
— Yine Bahar, — dedi Cem homurdanarak. — Her zaman Bahar, — fısıldadı ve masanın kenarındaki sandalyeye yığıldı. — Her yerde Bahar… — sanki bu ismin kendisine düşman olduğunu hissediyordu.
Evren, Cem’i görmezden gelerek Yusuf’a baktı.
— Her şeyi doğru yaptın, — sakin bir sesle konuştu ve genci yanına çağırdı. — Biz henüz şahsen tanışmadık. Ben Evren Yalkın.
— Yusuf, — diyerek elini uzattı, Evren de sıkı bir tokalaşmayla tanıştılar.
— Yarın sabah saat sekizde ofisimde bekliyorum, — kısa ve komutvari bir tonla ekledi. — Gerçekten istersen, öğretmenin olacağım.
Yusuf şaşkınlıkla ona baktı. Demek Bahar onun için konuşmuştu, demek karar vermişti. Evren artık başka soru sormadı — gerçekten doktor olup olmak istemediğini hiç sormadı; sadece gelmesini söyledi, sanki başka hiçbir şey önemli değilmiş gibi.
Yusuf kendini tutamadı ve gülümsedi; gözleri parladı. Hiçbir şey söyleyemedi, sadece başını salladı. Uzun zaman sonra yaşadığı bu sevinç… Acaba evren onun çağrısına cevap mı vermişti — doktor olmak arzusu için ona yardım edecek insanları mı göndermişti?
— Her şey yarın başlayacak, — diye derin bir nefes aldı Evren. — Şimdi lütfen bizi yalnız bırak, — diye ricada bulundu.
Yusuf Cem’e baktı, onun kıskanç bakışlarıyla karşılaştı. Saklamıyordu hislerini; gözleri önünde yeni bir hikaye başlıyordu, ama Cem için sanki bitiyordu. Yusuf’a aileye kabul edilmiş; ona layık bir gelecek sunulmuştu, Cem ise dışlanmış gibi hissediyordu. Kimse onunla konuşmak istemiyordu. Naz kovmuştu onu. Şimdi Evren göz ucuyla ona bakıyordu; Cem’ten de vazgeçeceğine emindi, ama en azından nefret ettiği Yusuf’un yanında artık değildi.
Cem, Yusuf’un telefonunu cebine koyuşunu izledi, Yusuf Evren’e başını salladı… Evren onu kapıya kadar uğurladı, yolda Cem’in dağılmış eşyalarını kaldırarak. Zamanı ertelemek ister gibi, onu sessizlikte ve belirsizlikte bırakıyorlardı. Ve o son bakışta, sanki Yusuf kardeşini kucaklamak istiyordu ama tutamadı kendini; sadece gitti. Zaten o kimdi ki ona? Öyleyse neden bu kadar dikkat?
Kapı kilidinin tık sesiyle odada sessizlik hâkim oldu. Evren yavaşça eşyaları toplayıp katladı. Cem sadece oturuyordu. Ondan her şeyi bekliyordu; hatta Evren’in kendisine vuracağını, bağıracağını düşünmüştü ama ağabeyi sadece evi topluyordu.
Cem, bazen eşyaların Evren’in elinden düştüğünü gördü ama Evren sessizce kaldırıp yerine koyuyordu. Birkaç gündür görmemişti onu; şimdi yanı başında sessizce duruyordu. Öyleyse neden geldi o zaman? Neden tüm bunlar? Yusuf’u neden kovmuştu?
Eşyaları topladıktan sonra Evren kahve yaptı, Cem çok şaşırdı; çünkü Evren ona da bir fincan ikram etti.
— Her şeyin bittiğini mi sanıyorsun? — Sessizliği nihayet bozan oydu; pencereye doğru yürüdü.
Cem, elinde kahve fincanıyla donakaldı. Evren, onca yaşananlardan sonra ona kahve mi yapmıştı? Bahar mutlaka her şeyi anlatmıştı. Gözlerini kardeşinin sırtına dikti. Gömleğin kumaşı yudum aldığında nasıl geriliyorsa, kolunu indirdiğinde de o kadar serbest kalıyordu.
Evren’in bakışları Boğaz’a takıldı. En son ne zaman yatla açıldığını bile hatırlamıyordu, ama şu an… içinden bir ses çantasını toplayıp Bahar’ı kaçırmak ve birkaç günlüğüne sadece onunla denize açılmak istiyordu. Orada, güvertede çıplak ayakla yürürdü, belki de onun tişörtünü giyerdi… belki de altında hiçbir şey olmazdı… evet, öfkelense de, o bu öfkeyi önce şefkate, sonra tatlılığa çevirmenin bir yolunu bulurdu… sonra saatlerce konuşurlardı ya da sadece sessizliği paylaşırlar… hayır, artık sessizlik istemiyordu. Evren iç çekti ve bir yudum aldı — bunlar sadece hayaldi… öyle uzak, öyle ulaşılamaz ki, özellikle aralarındaki her şeyin böylesine belirsiz olduğu şu dönemde. Üstelik Cem’in saçmalıkları da işleri daha da zorlaştırıyordu.
— Bitmedi, — dedi Cem ve fincanı masaya bıraktı, tek bir yudum bile almadan. — Her şeyi mahvettim.
— Peki şimdi ne istiyorsun? — Evren ona dönmeden, uzaklara bakarak sordu. Bahar çok rica etmişti ondan — sakin ol, demişti. O da elinden geleni yapıyordu, halbuki Cem’i yakalayıp silkeleyesi geliyordu. Öfke boğazını sıkıyordu ama o sadece kahvesinden yudum alıyor ve dişlerini sıkıyordu.
— Bir şey söyle, ne olur, — diye yalvardı Cem.
Evren yavaşça ona döndü. Kahve fincanının ince kulpunu öyle sıkıyordu ki parmakları bembeyaz kesilmişti. Derin, zor bir nefes aldı.
— Gitmeni mi bekliyorsun? — dedi Evren, ve Cem’in gözlerinde yaşlar birikti, dudakları titredi. — Kızgınım, hayal kırıklığına uğradım ama senden vazgeçmiyorum! — sertçe söyledi. — Seni aileme aldım! Artık benim sorumluluğumsun, ama bu sefer yaptıklarının bedelini sen ödeyeceksin! Bu artık sadece bir bileklik meselesi değil, Cem!
Cem bir anda ayağa fırladı, yumruklarını sıktı. Titriyordu. Evren tam kalbine vurmuştu, eski hatasını hatırlatmıştı.
— Bahar’ın fotoğraflarını paylaşıyorsun, — dedi Evren, sesini yükseltmemek için zorlanarak, — Naz’la sahte öpücük sahnesi yapıyorsun. Onu nasıl yaptın? — sesi çatallaştı, ama devam etti, — hastane sistemine sızıp video sızdırıyorsun. Ne amaçlıyorsun Cem? — Gözlerinin içine baktı. — Kötü biri olduğunu mu ispatlamaya çalışıyorsun? Kendin hakkındaki düşünceni başkalarına mı dayatmak istiyorsun? O senin kendi yargın sadece! — sesi kuru ve sertti.
— Kimse beni sevmiyor — ve bu doğru! — diye haykırdı Cem. — Sen de sadece zorunluluktan koruyorsun beni! Mecbur kaldın! Artık istemiyorsun beni! O zaman söyle — defol git, Cem!
Hıçkırarak ağlamaya başladı.
— Seni kovmuyorum, — dedi Evren. — Ben ne insanı ne de köpeği kovarım.
Cem başını kaldırdı, çenesini yukarı dikti, gözyaşları hâlâ yüzünden akıyordu, elinin tersiyle silmeye çalıştı ama durduramıyordu.
— Beni köpeğe mi benzettin? — sessizce sordu. — Ben senin için bir yavru köpek miyim? Sevmek istersen okşarsın, istemezsen tekmelersin? Günlerce aramadın beni, umurunda bile olmadım! — sesi suçlamayla doluydu. — Bir arama bile etmedin!
— Sence ben cevap vermedim diye istediğini yapmak hakkın mıydı? — Evren kollarını iki yana açtı. — Ben senin baban değilim Cem. Sadece üvey kardeşinim!
— Ya bana bir şey olsaydı? — Cem burnunu sildi. — Sen sustun, çünkü beni görmek bile istemedin! Benim yüzümden vuruldun!
Evren’in rengi soldu. O yara, o elindeki sorun… hepsi bir anda canlandı zihninde. Sadece Bahar yanındaydı o zamanlar, her şeye rağmen destek olmuştu. Sadece onun sayesinde şimdi ameliyat yapabiliyordu.
— Hiçbir zaman seni bununla suçlamadım! — hatırlattı Evren. — Kendine acıyor musun şimdi?! — çenesi kasıldı. — Mahkemede kimse sana acımaz, gözyaşların orada işe yaramaz!
— Cezai sorumluluğum mu var? — Cem korkuyla fısıldadı. — Buna izin vermezsin, değil mi?
— Mahkemeye kadar gidebilir bu, — dedi Evren ve kahvesini bitirdi.
— Hayır! — diye bağırdı Cem.
Evren’e koşup sarılmak istedi, ama Evren hafifçe yana çekilip lavaboya yöneldi.
— Buna izin vermezsin, değil mi? — Cem arkasından yürüdü. — Evren, abi?!
— Hastanenin kameralarını kırarken ben kardeşin olduğumu hatırladın mı? — Evren musluğu açtı. — Bahar’ın fotoğraflarını gönderirken düşündün mü beni? Duygularımı? Yaptıklarını nasıl açıklayacaksın? Geçen sefer bileziği satmak için çaldın, — yine hatırlattı, — şimdi kariyerini yok etmek için kameraları kullandın… sırada ne var Cem? Ve bu video? Naz’la olan? — Fincanı öyle sıkıyordu ki, çatladı… ve suyla birlikte lavaboya incecik bir kırmızı çizgi aktı. — Nasıl yaptın?
— Evren… — Cem havluyu kaptı ve uzattı, — yapay zekâ… — itiraf etti.
— Bahar’a zarar vermek istedin, — havluyu gönülsüzce aldı, elini yıkadı ve sardı. — Ama kendine ceza kestin. Ve bununla yüzleşeceksin, — Evren yine ve yine bunu söyledi.
— Beni korumayacak mısın? — diye fısıldadı Cem, yüzü bembeyaz kesilmişti.
Evren dolabı açtı, bir an gözlerini kapattı. Sanki Bahar’ın parfüm kokusunu duydu… sanki yanındaydı. Gözünde canlandı: Bahar o dolabın kapağıyla onu itmişti. İlk yardım kutusunu çıkarıp yarasını temizledi ve sardı.
— Bu yolu seninle birlikte yürüyeceğim, sonuna kadar, — Evren kanepenin kolçağına oturdu. — Ama artık gizlemeyeceğim, örtbas etmeyeceğim, susmayacağım, — başını salladı. — Ama yanında olacağım.
— Anlamıyorum, — dedi Cem, bir adım geri çekildi. — Oysa ben seni korudum, kendi kanımı verdim! — hatırlattı.
Evren tebessüm etti. Bunu ne zaman yüzüne vuracağını bekliyordu.
— Bunun bedelini ödedim, — dedi sessizce. — Ama istersen bunu da yayınla, herkese anlat! Neden olmasın? — diye ekledi. — Neyin eksik? Neden bunu paylaşmadın? Sonuçta ameliyathane görüntüsünü yayımlayarak beni kurulun önünde zor duruma düşürdün. Departmanım şimdi gözlem altında. İşte bunu başardın Cem — herkesin gözü üzerimde.
Cem sessiz kaldı, başını eğdi.
— Söyleyecek bir şeyin yok, anlıyorum, — dedi Evren. — O yüzden yanında olacağım, — devam etti. — Yalnız kalmayacaksın. Ama her kararının sorumluluğunu sen taşıyacaksın, — sesi sert ve kararlıydı, — herkes sırtını dönse bile, ben burada olacağım. Senden vazgeçmeyeceğim. Ama her şeyin bir sınırı var. Geçen sefer hepimiz hata yaptık, üstünü örttük…
Cem irkildi ve eliyle bir yeri işaret etti:
— Onlar çoktan vazgeçti, bizzat Umay geldi ve her şeyin bittiğini söyledi! — sesini yükselterek neredeyse bağırdı. — Ve şimdi sen tekrar Bahar’la mısın?! Peki ya ben? Ben neredeyim bu hikâyede?! — sesi öfkeyle titriyordu. — Benden kurtulmak istiyorsun ama diyorsun ki seni bırakmam, sonra da yardım etmeyeceğini söylüyorsun!
— Ne Bahar’layım ne de Naz’la, — Evren bir anda kanepeden fırladı.
— Hadi gidelim Amerika’ya, — Cem ona doğru atıldı. — İkimiz birlikte!
— Hiçbir şey anlamamışsın! — Evren omuzlarından tuttu onu. — Ben onu seviyorum! — gözlerinin içine bakarak bağırdı. — Bahar’ı seviyorum, bunu artık anla! Sadece onunla olmak istiyorum! Ne Naz, ne Amerika… Bahar’sız hiçbir şeyin anlamı yok! — göğsü hızla inip kalkıyordu. — Onunla birlikte ameliyatlar yapmak istiyorum, başarılarını izlemek, hayatımda olması, her anı birlikte yaşamamız!
— Ama sen Amerika’ya gittin, o da seni terk etti, — Cem kontrolünü kaybederek bağırdı. — Sana çocuk doğurmayacak!
Evren onu sertçe itti, hatta elini kaldırdı, Cem korkuyla irkildi ve gözleri büyüdü. Evren yavaşça elini indirdi ve ona doğru yaklaştı.
— Ondan kaçmadım, — omuzlarını tekrar kavradı ve gözlerine bakmaya zorladı, — kendimden kaçtım, Cem! Kendime hâkim olamadım! Ya sen? Umay’dan neden vazgeçtin? Aklın nerede? Kendi kararların nerede? Hep arkadan iş çevirmek, yalan dolanla uğraşmak mı senin tarzın? Böyle mi yaşamak istiyorsun? Bana geldiğinde peşindeki adamlardan kaçıyordun. Hep mi kaçacaksın?
Cem derin nefesler alıyor, onun gözlerinden ayrılmıyordu ama susuyordu.
— Ben sustum diye sen de mi sustun? Bu doğru mu sence? — Evren onu sarsarak sordu. — Neden beni taklit ediyorsun? Umay sana ne yaptı da onunla bağını kestin? Babasının cenazesinde neden yoktun? Sen çocuk musun, her şeyi sana tek tek açıklamam mı gerekiyor? Ben artık kaçmayacağım, Cem! — onu bıraktı ve bir adım geriye çekildi. — Ondan vazgeçmeyeceğim. Bahar’ın tekrar bana inanması için, bize inanması için elimden geleni yapacağım!
— Sen bir ihanetçisin! Bana, bize ihanet ediyorsun! — Cem haykırdı. — Önce her şeyi yakıp yıktın, şimdi yeniden mi seviyorsun onu?! — gözlerinde yaşlar dondu. — Bu nasıl bir çelişki, Evren?
— Naz’la olan o videoyu neden yaptın? — Evren ona yaklaştı, Cem geriye çekildi. — Bahar’a mutfaktan Naz’la çekilmiş fotoğrafları neden yolladın, sanki onunla yaşıyormuşum gibi? Onun nefret etmesini mi istedin?
— Ama inandı! İnanmadı mı?! — Cem çenesini kaldırdı, meydan okur gibi.
Evren aniden öne atıldı, onu arkasına çevirdi, kolunu kıvırarak tuttu ve fısıldadı:
— Ya sen? Sen ihanet etmedin mi? — kulağına doğru eğildi. — Bu videoyu montajlarken bana, bize ihanet etmedin mi? Güvenimi, inancımı satmadın mı? Ne sen ne ben, biz aile nedir bilmedik… — sesi yumuşadı, Cem’i serbest bıraktı.
— Zaten beni almak bile istememiştin! — öfkeyle bağırdı Cem.
— İstememiştim, — Evren başını salladı, — ama sen istedin, sen rica ettin diye vesayetini aldım.
— Şimdi ise istemiyorsun, çünkü ben senin hayal ettiğin gibi biri değilim, öyle mi?! — Cem yumruklarını sıktı.
— Her şeyi yıkıp mahvederek hak etmediğini mi ispatlamaya çalışıyorsun? — doğrudan sordu Evren. — Ama ben buna inanmıyorum! — sesi kararlıydı.
— Sen beni korumayacağını söyledin! — bağırdı Cem.
— Ben yanında olacağımı söyledim ve artık çocuk olmadığını, — hatırlattı. — Yaptıklarının sorumluluğunu sen taşıyacaksın! — Evren kapıya yürüdü ve sertçe açtı. — Gitmek istiyorsan, git!
Cem bir hamle yaptı ama sonra durdu. Evren kapıyı hızla kapattı.
— Öfkeliyim, — Evren yumruklarını sıktı. — Sana ve kendime. Fark edemediğim, engel olamadığım, sana destek olamadığım için… — Cem’e yaklaştı. — Suç işledin, — devam etti. — İlk seferde zayıflıktı, ama bu sefer bilerek yaptın!
— Ne yapacağımı bilemedim, — dedi Cem sessizce, başını eğerek. — Siz o kadar büyüksünüz ki, sanki her şeyi doğru yapıyorsunuz… ama siz de hata yapıyorsunuz! — gözlerine baktı.
— Yapıyoruz, kabul ediyoruz, düzeltiyoruz, — dedi Evren. — Ve sen de artık bir yetişkinsin. Bunu anlaman ve kimsenin seni durdurmasını beklememen gerekiyor. Her şeyi benden kopyalama, — derin bir nefes aldı, — kendi seçimlerin, kendi kararların, kendi aklın olmalı. Doğru olduğunu sandın, yaptın. Ama her yaptığın şey doğru değil.
Evren içini çekti, tamamen tükenmiş hissediyordu. Aklında yine Bahar vardı, o mutfakta birlikte yemek yaptıkları an… yaptığı hatalar yüreğine bir yük gibi oturmuştu.
— Kalmamı istiyor musun? — hıçkırarak sordu Cem. — Ya dava açılırsa? — sesinde korku vardı. — O zaman ben kim olurum? Ne olur bana?
— Birlikte aşacağız bunu, — Evren omzuna elini koydu. — Sonra her şeye yeniden başlayacaksın.
— Bu mümkün mü? — Cem inanamaz gözlerle ona baktı, elini tuttu ve sıktı.
Evren omuz silkti:
— Ben yeniden başladım ya, — dedi ve kenara çekildi.
Yine Boğaz’a baktı, gözlerinin önünde onun tişörtüyle yatta duran Bahar… saçları deniz melteminde uçuşuyordu, tuzlu damlalar yüzüne vuruyordu. Bu görüntü artık bir takıntıydı, bir hayal değil, bir arzu haline gelmişti.
— Mümkün, her şey mümkün, — dedi Evren ve odasına doğru yürüdü.
Artık başka türlüsünü düşünmek istemiyordu, çünkü Bahar’ın o görüntüsü yüreğine işlemişti. Onun gerçek olmasını istiyordu… nasıl olacağını henüz bilmeden.
***
— Gerçekten başarabilecek miyiz? — diye sordu Çağla, yatakta biraz kenara çekilerek Bahar’a yer açtı.
Bahar sessizce esnedi, ama soruya yanıt vermedi. İsterdi, çok isterdi ama şu an için hiçbir söz vermeye hazır değildi. Önce bu geceyi atlatmaları gerekiyordu, hücrelerin bölünmeye devam etmesi, ardından transferin gerçekleşmesi… sonra da embriyonun tutunması, donuk bir gebelik olmaması, düşük yaşanmaması… Tekrar esnedi. Ne diyeceğini, nasıl anlatacağını bilmiyordu.
— Hadi, yanıma gel, — dedi Çağla, yatağın üzerine hafifçe vurarak.
Bahar, arkadaşının yanında otururken neredeyse uyuyakalıyordu. Gözlerini birkaç kez kırpıştırdı, sonra sandalyesinden kalktı.
— Azıcık uzanayım, — diye fısıldadı.
— Kaç gündür hastanedesin sen? — Çağla artık narkozun etkisinden çıkmıştı, savaşçı ruhu geri dönmüştü.
Bahar ayakkabılarını çıkardı ve sadık dostunun sıcak yanına sokuldu, yan döndü.
— Aferin sana, kuşum, — dedi Çağla, yüzünü buruşturarak üzerlerini örttü. — Siren’le çocukların eve gitmesi konusunda ısrar etmen çok iyi oldu. Hepiniz burada mı kalacaktınız? Sen ve Gülfice teyze yeter. Nevra onlarla ilgilenir, — ona döndü, artık yüz yüze yatıyorlardı.
Bahar burun kıvırdı, sonra ikisi birden kahkahayla güldüler.
— Nevra’nın şefkatli olması… — dedi Bahar, gözyaşlarını silerek.
— İnanamıyorum, bu kadar değiştiğine, — dedi Çağla, parmağıyla Bahar’ın burnuna dokunarak. — Ya olmazsa? — fısıltıyla sordu. — İkinci bir kaybı kaldıramam, — itiraf etti.
Bahar hemen parmağını onun dudaklarına bastırdı, susturdu onu.
— Güçlü olmak zorunda değilsin, — diye fısıldadı. — Bunu birlikte yaşayacağız.
— Sen nasıl atlattın? — diye sordu Çağla.
Bahar’ın yüz ifadesi değişti, sırtüstü döndü, gözleri tavanda sabitlendi.
— Evren’le çocuk hakkında hiç konuşmadın, değil mi? — diye devam etti Çağla.
— Neyini konuşacaktım? — omuz silkti Bahar, göz kırpmadan. — Tüp kurtarıldı, ilaçla halledildi, — fısıldadı. — Her şey zamanında yetişti, neredeyse hiç acımadı, sonrası evet, ama ilk an değil.
Çağla, elini yanağının altına koyarak sessizce onu izledi.
— İlk duyduğumda sevinmiştim, — dedi Bahar. — Anlıyor musun? Ama o çok üzülmüştü. Çocuk konusunu hiç konuşmamıştık, hep istemediğini söylerdi. Sonra o gözler… çocuk gibi… ve ben panikledim, — eliyle ağzını kapattı, derin bir nefes alarak devam etti, — korktum ve düğünden kaçtım. O da hayatımdan çıktı. Ama sen zaten biliyorsun bunları, — burnunu çekti, gözyaşlarını tutmaya çalışarak.
— Neyden korktun Bahar? — Çağla saçlarını okşuyordu, gözyaşlarının yanağından süzülüşünü izliyordu. Durmak istemiyordu, bilmek istiyordu her şeyi, ne kadar acıtsa da.
— Cesaretim yetmedi, — dedi Bahar gözyaşları arasında. — Hep başkaları adına karar veriyorum. Bugün de öyle yaptım, — hıçkırdı ve ona döndü, — senin yerine ben karar verdim. Düşünmene bile izin vermedim. Harekete geçmeye zorladım.
— Şansa tutundun, kuşum, — Çağla alnını onun omzuna yasladı. — Bu bambaşka bir şey.
— O gerçek biri, canım, — Bahar elini onun saçlarına koydu. — Ama ben kendi şansımı kaçırdım. Biz sadece sustuk, sanki konuşmazsak hiçbir şey olmamış gibi…
— Peki ya kalsaydın o gün? — dedi Çağla, başını onun omzuna gömerek.
— Belki şimdi hamile olurdum, — Bahar hafifçe gülümsedi. — Ya da yine her zamanki paniğimle boğuşurdum… ama artık bir şansı kaçırmış gibi hissetmezdim. — Sessizleşti. — Benim de bir şansım vardı. Sen kendi şansına "evet" dedin, ben ise "yapamam" dedim. Biliyor musun, — gözlerini açtı, yaşlarını sildi ve tekrar yana döndü, yüz yüze geldiler, — kendi hayatımda her şeyin olmasına izin vermedim, — fısıldadı. — Ama sen… sen düşündüğünden daha cesursun. Sen inancı seçtin.
Derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Gözyaşları artık durmuştu.
— Peki ya şimdi, Evren’le aranızda ne var? — Çağla hâlâ meraklıydı, Bahar neredeyse uyuyordu ama o konuşmak istiyordu.
Bahar bir şeyler mırıldandı ama gözlerini açmadı.
— Ne dedin? — Çağla biraz daha yaklaştı.
— Herkesin önünde öptü beni, — dedi Bahar, gözlerini açmadan. — Uyuyorum sanma, — diye ekledi. — Sadece uzanıyorum, birazdan kalkarım.
— Kalkma, uzan, — Çağla hafifçe gülümsedi. — Peki sen?
— Tokat attım, — dedi Bahar, arkasını dönerek. — Şimdi peşimde dolanıyor. — Sesi peltekleşmişti, konuşmakta zorlanıyordu. — Benim kanepemde yatıyor, bir de Naz, o da öptü…
Her şeyi bir anda söyleyip sustu.
— Anlamadım? — Çağla yatağında doğruldu ve yüzünü buruşturdu. — Bahar, hangi kanepe? Naz ne alaka? Kim kimi öptü?
Çağla onu omzundan sarstı ama Bahar tepki vermedi. Artık derin bir uykuya dalmıştı, hafifçe nefes alıyordu.
Çağla dudaklarını büzdü, Bahar’ın yanına uzandı, kollarını göğsünde kavuşturdu. Merakı tavan yapmıştı ama Bahar’ı uyandırmanın anlamı yoktu. Zaten yapmazdı da. Bahar’ın gerçek bir dinlenmeye ihtiyacı vardı.
Yine de… Evren onun evinde, kanepede… asıl mesele, hangi kanepede? Oturma odasında mı, yoksa yatak odasında mı? Çağla gözlerini kısıp Bahar’a baktı.
— Benden bir şeyler saklıyorsun kuşum, kesin saklıyorsun, — diye başını salladı.
Ama sonunda gülümsedi ve derin bir nefes aldı. Günler sonra ilk kez… her şeyin yoluna gireceğini hissetti. Evet, Tolga artık yanında olmayacaktı. İçini bir hüzün kapladı. Ama bir çocuk doğuracaktı. Başaracaklardı. Bahar’la birlikte başaracaklardı. Bahar bir şey düşünmüşse, mutlaka yapardı… Bu düşünceyle gözlerini kapadı ve dudaklarında bir tebessümle neredeyse hemen uykuya daldı.
***
Yüzündeki gülümseme bir türlü kaybolmuyordu. Yusuf arabayı park etti, Bahar’ın evinin kapısını kapattı ve avlunun ortasında durakladı. O kadar mutluydu ki, dans edip bağırmak istiyordu tüm gücüyle. Daha birkaç gün önce burada fazlalık olduğunu düşünüyordu, ama şimdi o duygulardan eser kalmamıştı.
Kendini uzun zamandır bu kadar iyi hissetmemişti, sanki tüm yıldızlar ona göz kırpıyordu. Kollarını iki yana açarak gece mavisine baktı. Sanki gökyüzüne sarılıyor ya da gökyüzü ona… İçten, neşeli bir kahkaha attı.
— Neredeydin sen? — dedi Umay’ın üzgün sesi, Yusuf ilk başta duymadı bile.
Arkasına döndü ve onu nihayet fark etti — Bahar’ın evinin merdiveninde oturuyordu.
— Bir gündür, hatta belki daha fazladır yoksun, — dedi Umay. — Evet, annen seni götürdü, — hatırladı, — sonra da ortadan kayboldun, — kollarını kendine sardı ve ona doğru biraz eğildi. — Annemle ne işler çeviriyorsunuz?
Yusuf’un yüzünden hâlâ gülümseme eksik değildi. “Annemle ne işin var?” gibi bir laf bile onu rahatsız etmemişti. Umay kıskanç değildi, bunu çok iyi biliyordu.
— Cem’i gördün mü? — diye sordu birden Umay.
Bu sözlerden sonra yüzündeki gülümseme yavaşça silindi. İçini çekti ve onun yanına oturdu. Umay gözlerini karşıya dikmişti, hâlâ cevap bekliyordu. Yusuf hafifçe sallanıyordu.
— Yarın sabah itibarıyla Profesör Evren Yalkın’ın öğrencisiyim, — dedi fısıltıyla, sanki büyük bir sırrı açıklıyormuş gibi.
— Gerçekten mi? — Umay ona döndü, gözleri parladı. — Cidden seni kabul etti mi? Annem kararını verdi mi?
— Nihayet tanıştık. Daha önce sadece evinizde görmüştüm onu, aynı masada oturduk ama hiç konuşmamıştık. Ama bugün kendi söyledi, — itiraf etti Yusuf. — Son ana kadar inanamadım ama yarın sabah sekizde ofisinde beni bekliyor olacak.
— Evren iyi bir doktordur, — dedi Umay, gülümseyerek.
Yusuf hafifçe kaşlarını çattı. Hatta dönüp etrafına baktı, biri onları dinliyor mu diye.
— Bunu herkesten duyuyorum, — başını salladı. — Ama nasıl biri? Neden kimse onun nasıl bir insan olduğunu anlatmıyor? Herkes sadece "iyi doktor" diyor. Ama insan olarak? Siz, Bahar… hepiniz çok iyi insanlarsınız. Bana çok yardımcı oldunuz.
— Annem başkaları için dağları yerinden oynatır, — iç çekti Umay. — Keşke kendine de öyle özen gösterse.
Yusuf onu dikkatle dinliyordu. Cevap alamamıştı, ısrar edebilirdi ama baskı kurmak istemedi. O da Cem hakkında bir şey söylememişti.
— Bahar’a hastanede yardımcı olabilirim, — teklif etti Yusuf. — Artık orada daha çok vakit geçireceğim.
Umay omzuyla ona hafifçe çarptı.
— Neden? — dedi arka taraftan gelen uykulu bir ses.
Yusuf ve Umay arkasına döndü. Uraz kapıda durmuş, esniyor, elinde iki çocuk su matarası tutuyordu.
— Yarın staj başlıyor, — Yusuf hemen basamaktan kalktı.
Uraz başını sallayıp kafasını kaşıdı.
— Uraz? — Siren dışarı çıktı. — Ne yapıyorsunuz burada? — diye sordu. — Hadi içeri girin, artık çok geç oldu.
— Evet, erken yatmamız lazım, yarın erken kalkacağız, — Yusuf elini uzattı ve Umay’ı kolayca ayağa kaldırdı. — Profesör Evren tam sekiz sıfır sıfırda demişti, — sevincini gizleyemedi.
Uraz’ın yüzü bir anda değişti:
— Seni öğrencisi yaptı mı? — diye sordu. — Ne demek bu şimdi?
— Uraz, — Siren eşinin koluna dokundu, — yeter artık, — dedi uyarı niteliğinde.
— Hastanede ne yapıyorsa yapsın ama bu eve Profesör bir daha adım atamaz! — dedi kesin bir ifadeyle.
— Evren Naz’la yaşamıyor, — dedi Umay sinirle. — Sen karışma en iyisi, Uraz.
— Kiminle yaşadığı umurumda değil. Ama o videodan sonra bu eve giremez! — Uraz döndü ve Umay’a baktı. — Annemin tekrar acı çekmesini istemiyorum.
Yusuf biraz geri çekildi, sessizce onları dinliyordu. Bu tepkiyi beklememişti. Sonuçta Evren hep birlikte aynı masada oturmuş, evde kalmıştı. Uraz da ameliyat sırasında heyecanla yer almıştı. Demek ki o video her şeyi değiştirmişti. Ama Uraz bilmiyordu ki video sahteydi, onu Cem yapmıştı. Peki Yusuf bunu söyleyebilir miydi? Gölge gibi geriye çekildi, sanki görünmez olmaya çalışıyordu.
— Uraz, bu bizim kararımız değil! — Siren sinirlenmişti. — Sana hiçbir şey yapmadı!
— Bana yapmadı, ama anneme yaptı, — dedi Uraz inatla. — Uykularını kaçırmasını, tekrar hastaneye yatmasını istemiyorum!
— Yeter artık! — dedi Siren. — Bahar kendi kararını verecek ve sen de o kararı kabul edeceksin! Yarın Evren bu eve gelse bile! Hatta onun odasında kalsa bile ses çıkarmayacaksın!
— Hayır! Bu olmayacak! — karşı çıktı Uraz.
— Gelecek Uraz, — dedi Umay. — Göreceksin, gelecek!
— Hiçbir şey anlamıyorsun! — öfkelendi Uraz. — Sen hiçbir şey bilmiyorsun!
— Küçük olduğumu, senin ise her şeyi bildiğini mi söylemek istiyorsun?! — parladı Umay. — Göreceksin, bu sefer evlenecekler! Gerçek bir düğün olacak! Bu sefer annem kaçmayacak! — onu itip içeri girdi.
Yine düğün mü? Demek ki ya olmuş ya olmamıştı? Yusuf hiçbir şey bilmiyordu ama bir şeyi anlamıştı — eğitimi evde sorun yaratabilir… Uraz gerçekten Evren’in gelmesini engelleyebilirdi. Sonuçta bu onun eviydi. Umay merdivenleri hızla çıktı ve odasına girerken kapıyı sertçe çarptı.
— O bu eve adım atamayacak! — dedi Uraz, Siren’e bakarak.
— Burası Bahar’ın evi, buna o karar verir, sen değil! Eğer Bahar derse ki Yusuf’a Evren ders verecek, o zaman öyle olur! Ve sen bunu kabul edeceksin! — Merdivenlere yöneldi. — Hadi uyuyalım! — dedi ama sesi hâlâ sertti.
— Onun tekrar gitmesini ve annemin geri dönmemesini mi istiyorsun? — Uraz arkasından geldi, sonra Yusuf’a dönerek baktı.
Demek ki bu ev Bahar’ınmış… Yusuf derin bir nefes aldı ama Uraz’ın bakışını yakalayınca tüm sevinci silindi. Gerçekten eğitimine engel olabilir miydi? Bahar’la oğlu arasında sorunlara sebep olmak istemiyordu. Bahar’a dert olmak istemiyordu. Ama görünüşe göre, yalnızca Profesör’ün adı bile yeterdi bir karmaşa yaratmaya.
Kapının eşiğinde durdu, gökyüzüne baktı — biraz önce parlayan yıldızlar sönmüş gibiydi, gökyüzü alçalmış ve kararmıştı. Yusuf iç geçirdi ve kapıyı kapattı…
***
…Evren kapıyı usulca açtı, sessizce odaya girdi ve arkasından kapattı. Sessiz adımlarla odanın içine ilerledi. Önce cihazların ekranlarına baktı, sonra dosyayı eline aldı. Tahlil sonuçlarına göz gezdirirken bakışlarıyla odayı taradı.
Bahar görünürde yoktu. Reha sakin bir şekilde uyuyordu, ama Gülçiçek hemen gözlerini açtı ve kanepede doğruldu. Evren bakışlarını kaçırdı, dosyadaki verilere göz atıp kapattı.
— Affedersiniz, — diye fısıldadı. — Ben sadece… — sözünü yarım bıraktı, etrafa bakındı.
Gülçiçek saçlarını düzelterek ayağa kalktı, ona yaklaştı.
— Onun burada olacağını mı sandın? — diye sordu sakin bir sesle.
Evren hemen dosyayı masaya bıraktı.
— Hayır, — dedi mahcup bir ifadeyle, ellerine ne yapacağını bilemedi, onları önlüğünün ceplerine soktu. — Evet… — itiraf etti ve Bahar’ın annesinin gözlerinin içine baktı. — Sadece nasıl olduğunu öğrenmek istedim.
— Şu an seni görmek isteyeceğini sanmıyorum, — dedi Gülçiçek, Reha’ya döndü, o ise hâlâ uyuyordu. Yeniden Evren’e döndü. — Çok yoruldu. Gerçekten çok.
Evren gözlerini onun yüzünden ayırmıyordu.
— Gel, — dedi Gülçiçek.
Odayı sessizce terk ettiler ve kapıyı kapattılar.
— Otur, — kanepeyi işaret etti, birlikte oturdular. — Uzun zamandır seninle konuşmadık, — dedi Gülçiçek, ellerini dizlerine koyarak.
Gözleri ilerideydi, Evren’in derin ama kontrollü nefes alışını duyuyordu.
— Bahar demirden değil, Evren. Güçlü görünebilir ama aslında çok narin, — Gülçiçek ellerini sıkmış, parmaklarını büküyordu. — Gerekirse bu evi ve içindekileri sırtlayıp taşır.
— Her şeyi tek başına yapsın istememiştim, — dedi Evren, sesi kısık, ellerindeki çizgilere bakıyordu. — Sadece nasıl yanında olunacağını… anlayamamıştım.
— Belki de kadınla erkeğin farkı burada başlıyor, — dudaklarında yumuşak bir tebessüm belirdi. — Biz, yanımızdaki doğru olsun diye beklemeyiz, — ona döndü, — sadece yanımızda biri olsun isteriz.
Evren ona baktı.
— Ne yapması gerektiğini söylemiyorum, seçimlerini ben belirlemiyorum, — gözlerinde hüzün parladı. — Çünkü onun da hata yapma hakkı var, Evren. Ve mutlu olma hakkı da… — gülümsedi, ama gözlerindeki hüzün gizlenmiyordu. — Bazen… belki ikisi aynı şeydir. Hata yapıp yine de anlaşılmak… bu da bir mutluluk şekli.
Evren zorla yutkundu, başını eğdi.
— Çok şeyi kaçırdım, — dedi. — Yanında olmak istiyorum, — gözlerine bakarak itiraf etti. — Ama bunu hak ediyor muyum?
— Buna sen karar veremezsin, — sesi daha net ve kararlıydı. — Kalmak istiyorsan kal, gitmek istiyorsan git, ama onun hatalarını, sevme hakkının önüne koyma.
Evren nefesini tuttu, Gülçiçek’e bakıyordu, söyleyecek söz bulamıyordu.
— O hep senin farklı biri olduğunu biliyordu, — diye devam etti Gülçiçek. — Şimdi sadece bilmek istiyor: eğer yanında kalacaksan, onun gölgesi ya da ışığı olmayacaksın, — ayağa kalktı. — Hayatında çok fazla yarı-gölge vardı zaten.
Gülçiçek başını salladı ve Reha’nın yanına, odaya döndü. Ancak o zaman Evren derin bir nefes alabildi. Göğsünü şişirerek içeri çektiği havayı tutup, yavaşça verdi. Reha’nın kapısının önünde yalnız oturuyordu ama Gülçiçek’in söyledikleri hâlâ kulağındaydı. Çok az konuşmuştu ama söylediklerinin her biri Evren’in ruhuna dokunmuştu, kalbine işlemişti.
İstemsizce gözlerini onun arkasında kapattığı kapıya çevirdi. Demek anneler çocuklarıyla böyle konuşuyordu… Evet, Bahar’ın Uraz ve Umay’la olan diyaloglarını defalarca izlemişti. Ama kendisi… o, annesi çok erken kaybettiği için bu sıcaklığı hiç yaşamamıştı.
Yavaşça ayağa kalktı, koridorda yürümeye başladı. Bahar’ın hâlâ hastanede olduğunu biliyordu, hissediyordu. Eğer annesinin yanında değilse, o zaman nerede olabileceği belliydi. Adımları hızlandı, daha kararlı hale geldi. Gülçiçek’le yaptığı konuşmadan sonra onu görmek, sesini duymak zorundaydı.
Sessizce kapıyı tıklattı ve hemen içeri girdi. Karşısında Çağla’nın gülümsemesi ve sessizliğiyle karşılaştı. El salladı ve parmağını dudaklarına götürdü. Evren’in kalbi titredi, sonra da hızla çarpmaya başladı… Bahar’ın uyuyuşunu uzun zamandır görmemişti. Oysa sadece bir hafta geçmişti ama ona bir ömür gibi gelmişti.
Go up