Наталья Лариони

Наталья Лариони 

Автор женских романов и фанфиков

13subscribers

228posts

Showcase

18

Bahar, evrenin güneşi olmaya hazır mısın?

Bölüm 5. Kısım 3
— Gitmeliyim, — diye fısıldadı Bahar.
— Bahar, Evren, konuşmak istiyorum, — Serhat’ın sesi onların kırılgan dünyasına sertçe daldı. — Rengin? — diye ona döndü, desteğini almaya çalışıyordu.
— Off, — diye soludu Rengin, bir adım geri çekilerek. — Acilen bir telefon etmem gerek, — cebinden telefonunu çıkarıp Bahar’ın yanına sokuldu, koluna girdi. — Hadi gidelim, — dudaklarının ucuyla fısıldadı.
— Evren Yalkın, — Serhat’ın tok sesi duvarlardan yankılandı.
— Serhat Özer, yarım saat sonra odamda. Kızınız hakkında konuşacağız, — Evren’in tonu hiç de hayra alamet değildi. — Şimdi meşgulüm.
— Onları yalnız bırakmak doğru mu? — diye fısıldadı Bahar, kendini ona bırakarak.
— Konuşmaları gerek, — başını salladı Rengin. — Zaten konuşacaklar. Biz anneleri değiliz, kavga eden iki oğlanı köşelere ayıracak değiliz. Bu er geç olacaktı.
— Ahh, — Bahar derin bir nefes verdi, köşeyi döndüklerinde durdu. — Yapamıyorum, — diye fısıldadı, — yine her şey aynı anda üstüme geliyor, — ellerini dizlerine dayadı, neredeyse eğilmişti.
— Evren’den neden kaçıyorsun? — diye sordu Rengin. — Yine ne oldu aranızda?
Bahar doğruldu, elini göğsüne bastırdı:
— Ben de bilmiyorum, — diye fısıldadı. — Bana öyle bakıyor ki… Sanki hazır değilim… Bu çok fazla. Anlamıyorum, — itiraf etti.
— Ne istediğimi bilmiyorum, — gözlerini kapatıp fısıldadı Rengin. — O kadar tanıdık ki bu his…
— Peki senin Serhat’la neyin var? — diye sordu Bahar, hiç dolandırmadan. — Sen neden korkuyorsun?
Rengin’in yüzü soldu, etrafına bakındı:
— Keşke bilseydim, — diye fısıldadı. — Kendimi hiç anlamıyorum, — itiraf etti.
— Hmmm, — Bahar mırıldandı, omzuna hafifçe dokundu.
Tam ikisi de nefeslenmişti ki, Bahar birden başını çevirdi. O adımların tanıdık sesini duymuştu.
— Sonra, — diye fısıldayabildi sadece ve birden koşmaya başladı.
Bahar hızla merdivenlere yöneldi, kapıyı sessizce kapattı, ağır nefesini gizlemek için elini ağzına bastı.
Kapıya yaslanıp sesleri dinledi, yavaşça geri çekildi ve merdivene oturdu. Dizlerini kollarıyla sardı, parmaklarını sıkıp başını dizlerine gömdü. Kapının gıcırdadığını duyduğunda irkildi, ama başını kaldırmadı.
İçinden inledi: sonsuza kadar ondan kaçamaz, saklanamazdı. Evren onu er ya da geç bulacaktı.
— Yanına oturabilir miyim? — diye duydu onun sesini.
— Konuşmazsan, — diye fısıldadı Bahar, başını kaldırdı, çenesini dizlerine dayadı.
Onu yan gözle izledi, yanına oturduğunu gördü. Yine de aralarında küçük bir mesafe bırakmıştı. Oradan bile parfümünün kokusunu içine çekti, açgözlü bir şekilde. Yakınlığı ona garip bir şey yapıyordu: nefesi ağırlaşıyor, göğsü sıkışıyor, kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki kulaklarını sağır ediyordu. Ama parmaklarını sıkmaya devam etti, titrediğini fark etmesin diye.
— Seninle burada biraz oturabilir miyim? — diye bozdu sessizliği Evren.
— Sadece hastanedeki gibi bakmazsan, — diye fısıldadı Bahar. — O çok dayanılmazdı, — itiraf etti. — O bakışın.
Evren gülümsedi. Gözleri parladı. Bahar her şeyi görüyordu ama ustaca saklıyordu… Bunu nasıl öğrendiğini Evren anlamıyordu. Ama onun tepki verdiğini hissediyordu, varlığına… ve bu ona umut veriyordu.
— Böyle de sevilirmiş, bilmiyordum, — diye fısıldadı. — Yanında böylece oturup kımıldamaya korkacak kadar… — yutkundu, ona baktı. — Seni ürkütmemek için.
Bahar derin nefes aldı, hâlâ göz temasından kaçıyordu.
— Güçlü olmaktan çok yoruldum, — diye fısıldadı.
— Zorlandığını görüyorum, — dedi Evren. — Ben de yoruldum. Hep sanki yanlış zamanda, — itiraf etti.
Bahar omuz silkti:
— Çünkü sen hep arkamdan geliyorsun, — dedi usulca, — yanımda değil.
Evren bir süre sessizce baktı, sonra gülümsedi:
— O zaman daha yakına oturayım, — dedi, yana kaydı. Bahar bir anda gerildi, ama Evren durmadı, neredeyse dibine oturdu. Omuzları ve kalçaları birbirine değiyordu, ama dokunmuyordu. — Beni saklandığın yerde mi buldun?
— Burada hep biri saklanır, — diye fısıldadı Bahar. — Serhat Rengin’den saklanırdı, ben senden.
— Yani Serhat’la birlikte mi saklandın burada? — diye sordu, yüzünü ona çevirerek.
Bahar kızardı. Sesindeki o kıskançlık tonu onu döndürdü, göz göze geldiler. Evren anında Serhat’ı unuttu. Bahar nefes alıyordu, soluğu dudaklarına dokunuyordu. Gözlerinden ayrılamıyordu.
— Şimdi seni öpeceğim, — diye fısıldadı Evren.
— Hayır, — neredeyse duyulmaz bir nefesle karşılık verdi Bahar. — Seni ben öpeceğim.
Evren gözlerini kırptı. Duyduklarına inanamadı. Aynı anda eğildiler, dudakları birleşti. Bu öpücük… ne kadar uzun beklenmiş, ne kadar acıyla kazanılmış bir öpücük! O aylarca süren ayrılığın ardından gelen… Bu bir barışma değil, daha çok duygularının hâlâ canlı olduğunun farkına varışıydı.
— Seni seviyorum, — diye fısıldadı Evren, dudaklarına.
— Ben seni seviyorum, — Bahar başını onun omzuna bıraktı, o da onu kollarıyla sardı.
— Peki ne yapacağız şimdi? — diye sordu Evren, sessizlikten korkarak. O sessizlik, aylarca süren, ruhlarını lime lime eden bir sessizlikti.
— Henüz bilmiyorum, — diye dürüstçe itiraf etti Bahar. — Ve korkuyorum, — diye ekledi.
— Başaracağız, değil mi? — Evren onu daha sıkı sardı.
Bahar yüzünü onun boynuna gömmüş, nefesini içine çekiyordu. En güvenli yerdeydi — onun kollarında. Yavaş yavaş sakinleşiyordu, artık kaçmanın anlamsız olduğunu anlayarak.
— Bir daha saklanmayacak mısın? — diye sordu, sanki onun düşüncelerini okumuş gibi.
Bahar sadece omuz silkti, bir şey söylemedi. Sonra hafifçe onun yanına vurdu.
— Ne oldu? — diye sordu gülümseyerek.
Onun kollarındaydı, hiçbir yere gitmek istemiyor, acele etmiyordu. Merdiven basamağında oturuyorlardı, arka tarafta, kapının ardında onları bekleyen hastalar vardı. Hastalar onların kendilerini kurtaracağına inanıyordu… ama o anda onlar birbirlerini, kendilerini kurtarıyorlardı. Evren onu bırakmaya hazır değildi. Bahar da kalkmaya hazır değildi.
— Ne oldu? — diye tekrarladı Bahar, onun kollarında biraz hareket etti. Evren sarılışını biraz gevşetti.
— Öyle bakma, — Bahar ellerini onun omuzlarına koydu. — Yoksa seni öperim. Ama benim ameliyathaneye gitmem lazım, Çağla’yı bekletmemem gerek, — diye hatırlattı.
— Öpecek olan ben olacağım, — dedi Evren, hatta ona doğru eğildi, ama Bahar onu durdurdu.
— Bu daha hiçbir şey ifade etmiyor, — dedi, ona sert bir bakış atmaya çalışarak.
Ama Evren’in gözlerinde yaramaz bir parıltı belirdi, yavaş yavaş yeniden Bahar’ın aşık olduğu o Evren oluyordu. Onu tekrar tanımaya başlıyordu, ama artık ne Bahar ne de Evren eskisi gibiydi. Onlar değişmişti, etraflarında her şey değişmişti. Hiçbir şey aynı kalmıyordu.
— Bu çok şey ifade ediyor, — diye fısıldadı Evren, yana eğilip dudaklarını onun yanağına değdirerek. — Şimdi seni bırakacağım, çünkü sana inanıyorum. Çünkü bu Çağla… Ve ben bekleyeceğim, yanında olacağım. Sen ona anne olma şansı vereceksin, Bahar. Sen benim doktorsun, sadece benim. Sen benim mucizemsin!
Bahar yavaşça kollarından sıyrıldı, ağır hareketlerle ayağa kalktı:
— Her şey karmakarışık, — dedi, olup biteni açıklamayı reddederek. — Henüz hiçbir şey bilmiyorum, — sesinde şaşkınlık ve hafif bir panik vardı.
— Ben de bilmiyorum, — diye karşılık verdi Evren, yanına gelerek.
— Hayır, — Bahar ellerini onun göğsüne dayadı, ama onu yerinden kıpırdatmak zordu. — Benimle birlikte ya da hemen arkamdan çıkmaya kalkma, sakın!
— Peki biz ne yapacağız? — Evren biraz afalladı. Bahar, onun bu şaşkınlığından yararlanarak hızla kapıdan çıkıp kayboldu.
— Ben mi biliyorum? Sen bul bir yol, — diye duydu Evren, kapı kapanmadan önce.
Evren sessizce güldü. İlk kez içinde bir hafiflik hissetti. Aylar sonra yeniden umuda tutunuyordu. Bahar haklıydı, burada yaşananlar henüz hiçbir şey demek değildi, tüm sorunlarını çözmüyordu. Ama yine de onlara hâlâ bir ihtimal kaldığını hissettiriyordu.
Merdivenlerden ağır ağır indi. Sanki adımları Bahar’ın nefesinin ritmine ayak uyduruyordu, hâlâ hissedebildiği o nefese. Dudaklarında hâlâ onun öpücüğünün tadı vardı. Ne kadar yabancı bir histi bu. Çünkü bu bir ödül değildi, bir zafer değildi… sadece bir şanstı. Ve eğer acele ederlerse, bu şansı kolayca kaybedebilirlerdi.
Geçen sefer sırf her şeyi bir anda istediği için kaybettiğini biliyordu. Hatta bir çocuk bile istemişti. O zaman Bahar sadece ondan değil, kendisinden de kaçmıştı. Hayatının zaten zor olan dengelerine sığmayan şeylerden.
Bugün ilk defa sadece bekleyebileceğini hissetti. Artık onun “hayır” demesinden korkmuyordu. Asıl korkusu, Bahar’ın yeniden kapanmasıydı. O zaman aralarındaki her şey geçmişte kalacak, geri dönüşü olmayacaktı.
Korkusu şuydu: Bahar yine herkes için sadece “doktor Bahar” olursa… ve onun için de öyle kalırsa. Oysa az önce yanında oturan kadın, ona korktuğunu itiraf eden kadındı.
Gülümsedi. Çünkü aylar sonra ilk defa arkasından değil, yanında yürüdüğünü hissetti. Bahar bunu kabul etmese de Evren biliyordu: bugün birbirlerine doğru ilk adımı atmışlardı. Demek ki hâlâ mümkündü.
Mümkün müydü gerçekten? Koridor olduğundan daha uzun görünüyordu. Her adımı dizlerinde yankılanıyordu. Sanki hâlâ koşuyordu, oysa ağır ağır yürüyordu, kendine nefes almak için zaman vererek. Bahar hâlâ onun bakışını hissediyordu, kapalı kapının ardından bile. Duvarların ötesinden. Tıpkı onun omzunun sıcaklığını, kokusunu hâlâ hissettiği gibi.
O öpücük… fazlasıyla sıcak, fazlasıyla dürüst, fazlasıyla tehlikeliydi. Bahar biliyordu: bir adım daha atsa, yeniden içine çekilecekti o girdabın. Orada her şey kayboluyor, geriye sadece o kalıyordu.
Her şeye yeniden başlayabileceklerine inanmak istemiyordu. Ama biliyordu ki, eğer Evren arkasından değil, yanında yürümeyi başarırsa… belki de gerçekten bir şansları olacaktı.
Başını salladı, kendini yavaşça gerçeğe döndürerek. Şimdi Çağla’ya odaklanmalıydı. Bahar derin bir nefes aldı, adımları daha kararlı hale geldi.
Bahar’ın kendi düşüncelerinden saklanabileceği tek yer ameliyathaneydi. O da hızla oraya yöneldi…
***
Evren acele etmiyordu. Asansöre yürüyüp düğmeye bastı. Belki bazıları ona bakıyordu ama o hiçbirini görmüyordu. Hâlâ onun kollarındaki sıcaklığı, kokusunu hissediyordu; sanki tüm bedenini Bahar’ın varlığı sarmıştı… ama yüzünde tek bir ifade yoktu.
Kendi katında indi, odasına doğru yöneldi. Kapının önünde Yusuf sabırla bekliyordu. İçeri girmemiş, duvarın yanında durmuş, notlarını gözden geçiriyor, bir şeyler karalıyordu. Evren gülümsedi… Bir saat önce önünde engel gibi gördüğü bu adamı, şimdi kendi yol göstericisine çevirecekti. Onun sayesinde Bahar’ın hayatına, evine, ikinci katına, hatta yatak odasına girecekti.
Neden öfkelendiğini, neden bu ihtimali daha önce göremediğini düşündüğünde neredeyse gülecekti. Oysa yapması gereken tek şey bakış açısını değiştirmekti. Hep öğrencilerine söylediği gibi: farklı bir açı, farklı bir yaklaşım ve ameliyat mümkün hale gelir. Tek yapman gereken kendine erişim sağlamaktı.
— Gel, — dedi Evren, kapıyı açarak.
— Esra hakkında birkaç sorum var, Profesör Evren, — dedi Serhat, odanın penceresinin yanında duruyor, elinde Esra’nın dosyasını tutuyordu.
Evren masasına ilerledi. Şimdi anlıyordu, neden adamın dışarıda beklediğini. Yusuf defterini kapattı ve köşeye çekildi. Görünmez olmaya çalışıyordu; Evren’in talimatlarını harfiyen yerine getiriyordu: karışma, soru sorma.
— Seçtiğiniz tedavi yöntemi doğru değil! — dedi Serhat, Esra’nın dosyasını masanın üzerine fırlatarak.
Evren dosyayı düzeltti, gözlerini Serhat’a dikti:
— Senin şu anda bunu tartışacak konumda olduğunu düşünmüyorum! — Sandalyeyi işaret etti, ama Serhat hareket etmedi. Evren devam etti: — Biz sonuçlarla savaşmıyoruz. Amacımız, hastanın hayatta kalması.
— O sadece hasta değil! O benim kızım! — diye hatırlattı Serhat, masaya doğru bir adım attı.
Yusuf duvara daha çok yaslandı, defteri elinde sımsıkı tuttu.
— Ben onun doktoruyum, öyle konuşuyorum! — dedi Evren soğuk bir sesle. — Ben onun kalbinden sorumluyum. Bahar hamileliğini takip ediyor. Geri kalan her şey senin kişisel duyguların!
— Duygular mı?! — Serhat masaya ellerini koydu. — Sen bana duygulardan mı bahsediyorsun? Onu unuttun mu?!
Yusuf odadaki gerilimin artışıyla irkildi. Çıkmaya hazırlanmıştı ki, Evren’in tek bir bakışı onu yerinde durdurdu.
— Dikkatli ol, — Evren Serhat’a doğru eğildi. — Çizgiyi aşıyorsun.
— Kaç başarın olursa olsun fark etmez! — Serhat geri çekilmedi. — Burnunun dibinde olanı göremiyorsun. Bahar’a da aynı şeyi yapıyorsun! — diye çıkıştı.
Evren yumruğunu sıktı:
— Sakın! — Sesi sertleşti. — Bu senin işin değil! Bana ne yapacağımı söyleyemezsin! Ayrıca yalnız değiliz! — diye hatırlattı. — Ben senden onay istemiyorum. Tek istediğim, engel olmaman!
Serhat bir an için Yusuf’u fark eder gibi oldu, sonra hemen tekrar Evren’e döndü.
— Onun hayatını riske atmaya hakkın yok! — dedi sertçe. — Ne yapmayı planlıyorsun? Ameliyatı geciktirip her şeyi taşıyamayabileceği bir bebek için mi riske atacaksın?!
— İkisi için savaşıyoruz, — dedi Evren, sakin bir sesle. — Çünkü şansı var. Ama yarın o şans olmayabilir!
— Bu delilik, Evren Yalkın! Onun kalbi kritik durumda! Bir bebek zaten alındı! Bu bir uyarıydı! Sırada ne var?
— O bir çözümdü, — dedi Evren, nefesi ağırlaşsa da gözlerini ondan ayırmadı. Alnında hafif bir ter belirmişti. — Doğru, acil ve yerinde bir çözüm.
Odaya sessizlik çöktü. Yusuf nefes almaya bile çekiniyordu. İlk defa bir doktorun, hastanın yakınlarıyla böyle konuşmasına tanık oluyordu. Artık kendini onların tarafında hissediyor, başka bir bakışla bakıyordu. Bir tarafta kızını korumak isteyen Profesör Serhat, diğer tarafta tedavi yöntemini savunan Profesör Evren… Mesleki etik ile kişisel duygular iç içe geçiyordu.
— Şu anda sınırdayız ama henüz aşmadık, — dedi Evren daha yumuşak bir sesle. — Sen benimle bir doktor olarak konuşmuyorsun. Korkmuş bir baba olarak konuşuyorsun.
— Elbette korkuyorum! — Serhat titredi. — O benim kızım! Anlıyor musun? Benim! — Elini göğsüne koydu. — Zaten eşimi kaybettim. Ve sana asla… — Sesi kısıldı.
Yusuf başını eğdi. Bu sahneye tanık olmak ona fazla ağır gelmişti.
— Asla neyi? — diye sordu Evren. — Bana mı? Doktoruna mı? Yoksa Bahar’a mı?
— Bahar ne yaptığını biliyor. Ama sen… — sesi titriyordu.
Serhat çenesini kaldırdı, kendini zor tutuyordu.
— Serhat, — Evren gözlerini ondan ayırmadan. — Eğer gerçekten kızını kurtarmak istiyorsan, onun doktoru olmaktan vazgeçmelisin! Kızını bize bırakmalısın!
— Ne?! — Serhat tamamen afalladı.
— Sen onun babasısın, bu yüzden durumunu objektif değerlendiremezsin, — Evren sandalyenin arkalığına dayandı. — Her tansiyon yükselişinde paniklersin. Her şeyden şüphe edersin. İnatçılığın yüzünden kör oluyorsun!
Serhat artık nefesini kontrol edemiyordu. Yusuf ona endişeyle bakıyordu, ama Evren’e hayranlıkla. Evren arkalıktan elini çekti, masanın etrafından dolaşıp Serhat’ın yanına geldi.
— Ben korkmuyorum, — sesi daha sakindi şimdi. — Hissetmediğimden değil. Bildiğim için. Ne yaptığımı bildiğim için. Bana kızını emanet et. Bana bir doktor olarak güven. Bir erkek olarak değil. Eski bir dost olarak değil. Profesyonel olarak. İyi bir doktor olarak.
Odaya yine sessizlik çöktü. Kapının ardından gelen sesler dışında hayat durmuş gibiydi. Uzun bir aradan sonra sessizliği bozan Serhat oldu:
— Eğer ona bir şey olursa… — Sözleri yarım kaldı.
Yusuf endişeyle kıpırdandı, alnındaki teri sildi. Ellerini nereye koyacağını bilemiyor, gözlerini kaçırıyordu.
— Yine de yanında olacaksın, — dedi Evren, omzuna elini koyarak. — Ama şimdi… bize bırak onu. Karışma. — Sonra geri çekildi, Esra’nın dosyasını masadan aldı. — Bu dosyayı bir daha açmayacaksın, — dedi. — Kızının odasında monitörlere bakmayacaksın. Bugünden itibaren sadece babası olacaksın.
— Senin çocuğun yok, sen anlamazsın! Varsa bile bilmiyorsundur! — Serhat’ın ağzından döküldü.
Evren’in yüzü soldu. Serhat yine sınırı aşmıştı.
— O yaşamak zorunda. Her ne pahasına olursa olsun. Her şey pahasına! — dedi Serhat.
— İşte bu yüzden Bahar hamileliğini takip ediyor. Ve Esra bekleme listesine alındı, — dedi Evren, sözlerini sessizce yutarak.
Serhat dişlerini sıktı, gözlerini kapattı, sonra aniden dönüp odadan çıktı.
Yusuf derin bir nefes bile alamadı. Gördüklerini zihninde toparlamaya fırsat bulamamıştı ki, Evren’in sert sesini duydu:
— Sorun var mı?
— Ne? — Yusuf şaşırdı. — Ben… — Ona bakıp başını eğdi. — Siz… — cümleyi tamamlayamadı.
— Yapamayacağım bir şeyi üstlenmem, — dedi Evren, onu anlayarak. — Otur. — Boynunu esnetti, saate baktı.
— Bunu öğrenmek istiyorum, — dedi Yusuf kısık bir sesle.
Evren sustu, kafasında zamanı hesapladı.
— Bu dosyaları incele, — dedi, sağ tarafta duran küçük bir dosya yığınına işaret ederek. — Tabletten hasta bilgilerini aç, sonuçları karşılaştır. Analiz et.
Bunları söylerken masanın etrafında yürüyordu.
— Profesör, ben sizinle değil miyim? — diye sordu Yusuf, kapıya yaklaştığında.
— Hayır, — dedi Evren, bir an duraksayarak. — Şimdi ben hasta yakınıyım, — sesi kısıldı. — Gitmem gerek.
Yusuf ayağa kalktı. Onunla gitmek istiyordu. Evren’i hiç böyle görmemişti, bu kadar şaşkın, bu kadar insan gibi… Sert, kendinden emin doktordan, duygularıyla boğuşan birine dönüşüyordu gözlerinin önünde.
— Hayır! — dedi kararlı bir sesle, kapıyı açtı ve çıktı. Yusuf’u tek başına odada bırakarak…
***
Eğer her şey yolunda giderse, artık asla yalnız olmayacaktı. Çağla, gözleri kapalı yatıyordu.
— Tek embriyo transferi ameliyatı, — Bahar’ın sesi Çağla’nın hayatındaki yeni melodinin ilk notası gibi duyuldu. — Döllenmeden sonraki 6. günde, genişlemiş blastosist aşamasında.
Onun kendi hayat müziği. Çağla biliyordu ki Bahar söylediklerini ameliyat kaydı için söylüyordu, ama o anda sanki tümünü kapatmış, kendine kendi gerçekliğinde yaşama izni vermişti.
Çağla yanağından süzülen gözyaşını fark etmedi. Çünkü o an Tolga’yı görüyordu; ona gülümsüyordu… Ve eğer gülümsüyorsa, demek ki her şey yoluna girecekti. Bebekleri yaşayacaktı, o bebeği taşıyacak ve doğuracaktı.
Go up