Bahar, Evrenin Güneşi Olmaya Hazır mısın?
9. Bölüm. 5. Kısım
— Başhekim vekili olarak görev yapacak kişi Profesör Evren Yalkın’dır, kurul kararıyla atanmıştır, — diye özetledi İsmail, sanki gerçekten bir toplantı yönetiyormuş gibi.
Evren’in yanına gidip elini sıktı. Nevra da peşinden geldi, ama ondan biraz geride durdu.
— Hak etti, Bahar, — dedi Nevra, omzunun üzerinden gülümseyerek. — Gerçekten hak etti.
Bahar bakışlarını Evren’den İsmail’e, oradan da Nevra’ya çevirdi. Hepsi biliyordu.
— Söylemek istemiştim, — diye başladı Evren.
— Ne zaman?! Ne zaman, Evren?! — diye döndü ona Bahar. — Herkes öğrendikten sonra mı?! — sesi titredi, Evren’e doğru bir adım attı. — Neden sustun, Evren?! — diye hesap sordu.
— Fırsatım olmadı, — dedi Evren, neredeyse fısıldayarak; sözleri o kadar saçma geldi ki.
— Fırsatın mı olmadı? — diye tekrarladı Bahar. — Emri okumaya fırsatın oldu, kararı kabul etmeye fırsatın oldu ama bana haber vermeye fırsatın olmadı, öyle mi?
— Bahar, istemedim… — diye başladı Evren, ama o sözünü kesti.
— Ne istemedin? — gözlerinin içine baktı Bahar. — Başkalarından duymamı mı istemedin? Yine aptal yerine konmamı mı? — boğazı düğümlendi, sanki biri sıkıyormuş gibi, ama yine de devam etti. — Yoksa Amerika’daki gibi olmasından mı korktun? Gidip sessiz kalmandan?
— Kıyaslama, — dedi Evren, yumruğunu sıkarak.
— Neden kıyaslamayayım? — diye araya girdi Bahar. — O zaman da sustun çünkü ne istediğini bilmiyordun! Her şeyi aynı anda istedin; beni, makamı, çocuğu… Şimdi ne değişti? Hangisini artık istemiyorsun?
— Bahar, — Evren’in yüzü değişti.
— Beni incitmek istemedin mi? — diye sordu Bahar. — O zaman neden yine canımı yaktın?
— Bahar, — araya girdi Nevra, — bu tartışılmaz, — ellerini kaldırdı. — Bu kurul kararı! Evren bu görevi üstlenmek zorunda. Başhekim olmalı, çünkü geçen sefer Timur’a bırakmıştı.
— Demek öyle, — diye fısıldadı Bahar. — Yani her şey önceden kararlaştırılmış. Ve sen sadece… sustun, — neredeyse eline dokundu ama geri çekildi. — Önemli olan şimdi her şey protokole uygun, değil mi? Ondan mı korktun? Artık Meryem Özkan konusunda hesap vermen gerekeceğinden mi? — sesi titredi. — Onunla iletişime geçmeme bu yüzden mi karşı çıktın? Onu İstanbul’a çağırmama engel olmaya mı çalıştın?! Ama ben zaten çağırdım, Evren! Onunla çalışacağım, ve sen — başhekim olsan bile — bana engel olamayacaksın!
— Bahar, hayır! — diye bağırdı neredeyse Evren, omuzlarını sıkarken.
— Evet, Evren! — diye haykırdı Bahar, gözlerinin içine bakarak.
Başını iki yana salladı, onu itip neredeyse koşarak uzaklaştı. Evren hemen ardından gitti, ve ikisi mutfağa girip kapıyı sertçe çarptılar.
***
— Meryem Özkan adını duyunca, Reha’nın yüzü soldu, bardağı daha sıkı kavradı. İsmail irkildi, dönüp Reha’nın bakışlarıyla karşılaştı. Gülçiçek gözlerini bir anlığına kapadı, başını salladı — yine o kadın.
Nevra, İsmail’in omzuna dokundu; bileğindeki bilezik ışıkta parladı.
— Her şey yolunda, İsmail, — gülümsedi. — Doğru olanı yaptık.
— Peki o zaman neden herkes bize öyle bakıyor? — kaşlarını hafifçe çatarak sordu İsmail. — Ben sadece emri okudum.
— Herkesin sinirleri gergin, — dedi Nevra, onun gömleğinin yakasını düzelterek. — Bir iki güne her şey sakinleşir. Mükemmel iş çıkardın, — sesini alçalttı. — Peki kim bu Meryem Özkan? — sanki laf arasında sormuş gibi söyledi.
— Sadece bir soyad, — dedi İsmail, fazla hızlı bir şekilde.
— Sadece bir soyad, ha, — diye tekrarladı Nevra, onun koluna dayanarak. — Yani tanıyorsun onu?
— Gülçiçek, dur, — Reha onun arkasından seslendi, elinden tutmaya çalıştı.
— Yine Meryem Özkan! — diye patladı Gülçiçek. — Şimdi Bahar’ın da bu kadın yüzünden başı belada! Peki sen? — döndü, Nevra’nın bileğini yakalayıp kendine çevirdi. — Kimin başhekim olacağına karar verme hakkını sana kim verdi?!
— Gülçiçek, — dedi Nevra, İsmail’in elini daha sıkı tuttu, omzuna yaslanarak, — biraz abartıyorsun.
— Ben mi?! — Gülçiçek’in sesi yükseldi. — Siz ikiniz karışmamanız gereken yere burnunuzu soktunuz! — diye bağırdı, İsmail’in makamından hiç çekinmeden.
— Hanımefendi Gülçiçek, — dedi İsmail sakin bir sesle.
— Canım, sakin ol, — Reha elinden tutmaya çalıştı.
— Hiç de bile, — elini onun elinden çekti.
— Ben görevimi yaptım, — dedi Nevra, başını dik tutarak. — Aile için uğraştım!
— Bu ailenin huzurunu sen bozdun! — diye bağırdı Gülçiçek. — Şimdi de kendini kurtarıcı mı sanıyorsun?! — üzerine yürümeye kalktı.
İsmail istemsizce elini kaldırdı, kollarını savuran Gülçiçek’ten Nevra’yı korurcasına.
— Gülçiçek, lütfen, — Reha aralarına girmeye çalıştı.
— Hayır, Reha! — izin vermedi. — Daha evleneli ne kadar oldu, sen şimdiden işe kaçmanın derdindesin! — öfkesini şimdi kocasına yöneltti. — Şimdi de onları mı savunuyorsun? Bana karşı mı geçiyorsun?
— Çünkü kavga istemiyorum! — Reha’nın sesi yükseldi. — Bir gün, sadece bir gün sessiz bir gün istiyorum!
— O zaman bu rezaleti çıkaranların tarafını tutma! — parladı Gülçiçek. — Hem sen hâlâ söylemedin, kim bu Meryem Özkan?!
Nevra biraz öne eğildi; artık o da merak etmişti. İsmail istemsizce geri adım attı ama Nevra kolundan çekti, her kelimeyi duymaya çalışıyordu.
— Sen de tanıyorsun onu, — diye fısıldadı Nevra.
— Ne? — dedi İsmail, gözleriyle Reha’ya anlamlı bir bakış atıp başını hafifçe salladı.
— Hani, Evren’le Bahar’ın tartıştığı kadın, — hatırlattı Nevra.
— Üzerinde durma, — dedi İsmail kaçamak bir sesle. — Eski bir hikâye, kimseyi ilgilendirmez. — Yine de bir şey söylemek zorunda kaldı.
Gülçiçek, Reha’ya doğru ilerlerken arkalarında Nevra ile İsmail’in konuşmasını dikkatle dinliyordu.
— Seni ilgilendirmiyor mu? — diye sordu Nevra. — Kadınlar, kapanmamış hikâyeleri hisseder.
Gülçiçek ilk defa hayatında Nevra’ya “teşekkür ederim” demek istedi. Onun hissettiğini o da seslendirmişti.
— Aynen öyle — kapanmamış! — diye onayladı Gülçiçek.
— Hanımefendi Gülçiçek, — araya girdi İsmail, — eğer başkalarının işine böyle karışabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz!
— Affedersiniz? — Gülçiçek ona döndü; arkasında Reha ellerini kaldırıp “sus” işareti yapıyordu. — Ne diyorsunuz siz? Ben kocamla konuşuyorum!
— Hanımefendi Gülçiçek, lütfen sesinizi alçaltın, — dedi İsmail.
— Sizin kararınız Rengin’in itibarını yok etti, — dedi Gülçiçek bir nefeste. — Evren’i ve Bahar’ı zor durumda bıraktınız.
— Biz…, — diye başladı İsmail.
— Siz mi?! — sözünü kesti Gülçiçek. — Siz, kurulun en kıdemli üyesisiniz, İsmail! Bu çılgınlığı durdurabilirdiniz!
— Benimle bu şekilde konuşamazsınız! — diye öfkelendi İsmail.
— Konuşurum! — Gülçiçek neredeyse ayağını yere vurdu. — Kızımın evindeyim ben!
— Gülçiçek, sakin ol, — Reha karısının elini yakaladı.
— Hanımefendi Gülçiçek, lütfen sakin olalım, — dedi İsmail, elini ileri uzatarak sanki onu durdurabilecekmiş gibi. — Aşırı tepki veriyorsunuz.
— Aşırı değilim! — dedi Gülçiçek, Reha’nın elinden kurtulmaya çalışarak. — Sen, — gözlerini Nevra’ya dikti, — sorumluluk ne demek, bilmiyorsun! — diye patladı. — Ve siz, — döndü İsmail’e, — güç oyunları oynuyorsunuz, ama arkanızda insanlar, hayatlar, aileler var!
— Yeter artık! — Reha karısının önüne geçti. — Kesin artık! — ona baktı. — İkiniz de aynı şeyi söylüyorsunuz, sadece farklı kelimelerle.
— Benimle alay etmelerine izin vermem! — dedi Gülçiçek, Reha’yı itmeye çalıştı, ama o onun kollarını yakaladı.
— Ben de yapmadığım bir şey için suçlanmaya izin vermem! — karşılık verdi Nevra.
— Nevra, hanımefendi Gülçiçek, lütfen, — İsmail ellerini kaldırdı, iki öfkeli kadını yatıştırmak istercesine.
— Sen karışmaman gereken yere karıştın! — Gülçiçek, Nevra’ya doğru hamle yaptı.
— Yeter! Artık yeter! Biz yetişkin insanlarız! — Reha öfkeyle bağırdı.
— Öyle mi?! — dedi Gülçiçek, ellerini göğsüne bastırarak. — O zaman neden susuyorsun, Reha?!
— Çünkü bu kavgalar yeter artık, sessizlik istiyorum, — dedi Reha, yorgun bir sesle.
— Sessizlik mi? — diye alay etti Gülçiçek. — Ben de artık seni evde beklemeyeceğim! — dedi. — Ben de çalışacağım artık!
— Ne? — diye şaşırdı Reha.
— Uygulamalı desteğe geri dönüyorum. Doula sertifikamı aldım, — diye hatırlattı. — Ne istediğini bilen kadınlara yardım edeceğim! Çağla, — döndü, onu aradı gözleriyle, — yarın HCG testini yapıyoruz, — dedi, ona doğru yürüyerek.
— Ne? — şaşkınlıkla baktı Çağla, koltukta otururken.
— Hayır, hayır, — Nevra hemen ardından koştu, minik adımlarla. — Ben de sizinle geliyorum. Durumu birlikte takip etmeliyiz, onun ruh haline dikkat etmeliyiz.
— Sen? — Gülçiçek durdu, onu baştan aşağı süzdü. — Ne hakla takip edeceksin?
— Ben de doulayım, — hatırlattı Nevra. — Sertifikayı birlikte aldık, kursları beraber bitirdik.
— Ben kadınım ve bir kadının neye ihtiyacı olduğunu biliyorum, — dedi Gülçiçek kararlılıkla. — Ya sen?
— Harika, o zaman birlikte hallederiz! — dedi Nevra.
— Emin değilim, — dedi Çağla, iki kadına bakarak.
— Heyecanlanmamalısın, — Gülçiçek onun elini tuttu, diğer eliyle ritmik şekilde üstüne vurdu.
Reha ile İsmail birbirlerine baktılar, derin bir nefes verdiler.
— Şimdi başhekim kim oluyor, — diye sordu İsmail sessizce, — Evren mi, onlar mı?
— Sanırım az önce ikimiz de kovulduk, — diye fısıldadı Reha.
Mutfak pencerelerine baktı, Bahar ile Evren’in kaybolduğu yöne doğru.
***
— Bahar, ellerini sımsıkı kenetlemiş, başını eğmiş, mutfağın ortasında duruyordu.
— Bahar… — diye adım attı Evren, ama onun konuşmasına izin vermedi.
— Evren, neden sustun? — diye sordu, derin derin nefes alarak.
— Ben bu görevi istemedim, — dedi Evren acıyla. — Sert kendi teklif etti.
— Rengin’i ben görevden almadım! — öfke yavaşça onu sardı. — Bu, kurulun kararıydı, benim değil!
— Ama sen kabul ettin! — dedi Bahar, başını kaldırarak; sesi titriyordu. — Reddedebilirdin.
— Reddetmek mi?! — Evren sertçe ona döndü. — Yine mi? Timur zamanındaki gibi mi? Cem yüzünden görevi bıraktığımda olduğu gibi mi? Hayatım boyunca geri adım attım, Bahar! Sence artık hak ettiğim bir yeri istemeye hakkım yok mu?!
— İstemek mi? — diye fısıldadı Bahar, neredeyse korkuyla. — Demek ki istiyorsun.
— Evet! — diye bağırdı Evren, sesi çatlayarak. — İstiyorum! — Bahar’a yaklaştı. — Neden bir makamı istemeye hakkım yok, Bahar? — dedi biraz daha sakin. — Neden her başarım suçlama gibi dönüyor bana?
— Çünkü söylemedin, — dedi Bahar, sesi acıyla doluydu. — Çünkü yine sustun, yine beni değil sessizliği seçtin.
— Ben seninle makam arasında seçim yapmadım! — dedi Evren, daha da yaklaşarak. — Bu seçimi sen koyuyorsun önüme!
— Hayır, Evren, — dedi Bahar sessizce. — Kendini o seçimin ortasına koyan sensin. — Derin bir nefes aldı, parmaklarını sıktı. — Kendine yalan söyleme! Başhekim olmak istiyorsun. Tıpkı o zaman, — dedi, — Amerika’ya gitmek istediğinde olduğu gibi.
— Doğru değil bu, — dedi Evren’in yüzü gerilerek. — Ben sadece düzen kurulsun, hastane entrika yeri olmasın istedim.
— Ve sen o düzenin yüzü oldun, bravo, Evren, — Bahar ellerini çırptı. — Sert Kaya’nın kusursuz sistemi için kahraman mı oldun? — alayla gülümsedi. — Tebrik ederim, artık duygusuz, hatasız bir başhekim oldun. Seni o makam buldu, — dedi sessizce Bahar.
— Ne? — dedi Evren, şaşkınlıkla.
— O görev, — diye açıkladı Bahar. — Seni kendi buldu, tıpkı Amerika gibi. Ve sen yine reddedemedin.
— Yeter, — dişlerini sıkarak fısıldadı Evren. — Karşılaştırma!
— Neden karşılaştırmayayım? — ellerini iki yana açtı Bahar. — O zaman uçup gittin, şimdi kaldın — ama fark yok! Yine bizim adımıza tek başına karar verdin! Hiç düşündün mü, Rengin ne hissedecek?
— Haksızsın! — dedi Evren, kendini zor tutarak.
— Çünkü sormadın, danışmadın! — diye karşılık verdi Bahar.
— Çünkü kimseye hesap vermek zorunda değilim! — diye patladı Evren.
— Elbette değilsin, — dedi Bahar, soğukkanlı bir sesle. — Artık sen başhekimsin. — Masaya yürüdü, ellerini tezgâha dayadı. — Neden hep sessizlikle düzeltebileceğini sanıyorsun?
— Çünkü sürekli kendimi savunmaktan yoruldum! — dedi Evren, nefesi hızlanarak. — Sürekli suçlu olmaktan yoruldum!
— O zaman saklanmayı bırak! — dedi Bahar; gözlerinde yaşlar parladı, yüzünü çevirdi. — Başhekim olmak istiyorsan ol, — dedi titrek bir sesle. — Ama benden yanında gülümsememi isteme!
— Sen benim merkezimsin, Bahar, — dedi Evren, ellerini omuzlarına koyarak, ama Bahar ona dönmedi. — Şu an karşında duruyorum ve kendimi yine notu kırılmış bir öğrenci gibi hissediyorum.
— Belki de çünkü, — dedi Bahar, yüzünü kaldırarak, gözyaşlarının düşmesine izin vermemek için, — sen hep sınavı bana değil, kendine veriyorsun.
— Bahar, yeter! Ben senin düşmanın değilim! — Evren omuzlarını daha sıkı tuttu.
— O zaman kimsin? Başhekim misin? Bana nasıl yaşamam gerektiğini söyleyen adam mı? Yoksa her defasında ikimizin yerine karar veren mi? — dedi Bahar, ona dönmeden.
— Ben sadece huzur istedim! — fısıldadı Evren.
— Huzur mu? — dedi Bahar sessizce. — Bu bizi yok ediyor.
— Bahar… — Evren’in sesi kırıldı, sanki biri kalbine dokunmuş gibi. — Seni seviyorum.
— Ben de yoruldum, — dedi Bahar kısık sesle, — sürekli apaçık olanı açıklamak zorunda kaldığım bir sevgiden.
Evren derin derin nefes aldı, başını eğdi, alnını onun saçlarına dayadı. Bahar gözlerini kapadı; olup biteni anlamaya, hissettiğini çözmeye çalıştı…
***
Çocuklar, olup bitenden hiç etkilenmemiş gibiydiler. Güneşin yansımaları suyun üstünde titreşiyordu. Mert ve Leyla oyuncakları ellerinde, havuz kenarındaki küçük sandalyelerinde oturuyorlardı. Mert oyuncağını suya düşürdü, ikisi de eğilip kahkaha atarak suya baktılar.
Siren elinde havlu, onların yanında duruyordu ama bakışları eve kilitlenmişti — camın ardından yükselen sesler duyuluyordu.
— Artık yeni bir başhekimiz var, — dedi Uraz sessizce, bardağa meyve suyu doldururken. — Profesör Evren Yalkın.
— Sanki bu bir ceza gibi söylüyorsun, — dedi Siren, kaşlarını çatıp ona döndü. — Hak etti.
— Hak etti mi? — diye tekrarladı Uraz, bardağı öyle sıkı tuttu ki neredeyse kırılacaktı. — Peki ya Rengin? Ya diğerleri? O sadece geldi ve şimdi her şey onun!
— Ama sen onu doktor olarak saygı duyuyorsun, — hatırlattı Siren. — O zaman başhekim olarak da kabul edeceksin.
— Çok fazla güç var elinde, — dedi Uraz öfkeyle. — Annem, iş… — başını salladı, kabullenemiyordu.
— Belki sorun onda değil, sende, Uraz, — dedi Siren, ona bakarak.
— Ne demek istiyorsun? — diye döndü Uraz.
— Açık söylüyorum, — Siren Leyla’nın elindeki suyu sildi. — Seni rahatsız eden Evren değil, onun yanında kendini yine çocuk gibi hissetmen.
— Kapa çeneni, Siren, — dedi Uraz dişlerinin arasından.
— Evet, seni sinirlendiriyor, — devam etti Siren, — ama sen ona sadece kıskanıyorsun!
— Ben mi?! — Uraz yaklaştı. — Ben mi? Geceleri sürekli nöbet tutan ben mi? O, beni o nöbetlere zorlayan adam mı? Ben ona mı imreniyorum?!
— Evet! — diye patladı Siren. — Çünkü o istediği gibi yaşıyor! Sen ise, — parmağını neredeyse onun göğsüne dayadı, — sürekli birilerinin sana izin vermesini bekliyorsun!
— Ben beklemiyorum. Sadece…, — Uraz sustu, cümlesi havada kaldı.
— Sadece kıskanıyorsun, — onun yerine tamamladı Siren. — Bahar’ın hayatını yaşamaktan sıkılmadın mı? Kendi hayatın yok mu? Kendi ailen?
— Anneme mi? Delirdin mi sen? — geri çekildi Uraz.
— Evet, — dedi Siren sessizce. — Çünkü Bahar senin için bir ideal. Ben ise hep buradayım. Hep “sonra”. Nedir senin derdin, Uraz?
— Başlama yine, — dedi Uraz, yorgun bir sesle.
— Başlayacağım, — dedi Siren, artık kendini zor tutarak. — Ne zaman buradan taşınacağımıza karar vermelisin! Bahar’la tartışmalarını dinlemekten bıktım — sanki hâlâ on yedi yaşındasın!
— O benim annem, Siren! Ondan vazgeçmek zorunda değilim! — diye bağırdı Uraz.
— Ben de senin karınım! — Siren de bağırdı. — Belki artık kiminle yaşadığını hatırlarsın!
— Kıyaslama! — dedi Uraz, bardağı masaya öyle sert koydu ki meyve suyu taştı.
— Neden? — dedi Siren, gözleri dolarak. — Çünkü ben Bahar değilim mi?!
— Yeter, — dedi Uraz derin bir nefes alarak. — Bahar benim annem, Siren. Annem. Onun bir hayatı var, bizimse kendi hayatımız! — diye bağırdı.
— O zaman bizimkine sahip çık! — diye karşılık verdi Siren, sonunda istediği cevabı almış gibi.
Uraz döndü, Leyla’yı kucağına aldı, göğsüne bastı.
— Keşke beni de onu tuttuğun gibi tutabilsen, — dedi Siren sessizce, — o zaman çoktan tartışmayı bırakırdım.
Uraz dondu kaldı. Birbirlerine suyun yansımasından bakıyorlardı — sevgiyle, kırgınlıkla ve korkuyla… o, en tehlikeli olanla, en güçlü aileleri bile parçalayan korkuyla. Tam o anda evden Evren’in bağırışı duyuldu, ardından Bahar’ın sesi. Uraz ve Siren birbirlerine baktılar. Uzun zamandır Evren’le Bahar’ın birbirine böyle bağırdıklarını duymamışlardı… hem de sadece bir kez — hastanedeki, iptal edilen düğünlerinden sonra.
***
— Benden emir bekleme, Evren’in başhekimliğinde çalışmam! — dedi Bahar, ondan uzaklaşarak.
— Mecbursun, Bahar, — Evren arkasından geldi. — Benim için hiç sevinmedin, değil mi? — sesi titriyordu, içinde öfke vardı. — Bir kez olsun tebrik etmeye çalışmadın!
— Neden tebrik edeyim, Evren? — dedi Bahar, dönüp ona bakarak; gözleri parlıyordu. — Herkes yerinden edilirken sen sustun diye mi? Başhekim oldun ama ben bunu en son, hem de senden değil, başkalarından öğrendim diye mi?
— Evet, bu görevi istedim! — dedi Evren, ağır ağır nefes alarak, sesi gür çıktı. — İstedim! Çünkü benim de bir değerim var!
— Var, — dedi Bahar sertçe, — ama artık o eski sen değilsin. Tanıyamıyorum seni.
— Neden benim başarıya hakkım olmadığını düşünüyorsun? — dedi Evren, sesini yükselterek, adım adım ona yaklaşırken. — Neden yaptığım her şey bir suç gibi dönüyor bana?
— Çünkü gizlenen başarıların bedeli olur! — Bahar da bağırdı. — Ve o bedel her defasında ben oluyorum! — arkasını döndü.
— Sen değil, Bahar, — dedi Evren, onu bileğinden yakalayarak kendine çevirdi, göğsüne çarpacak kadar yaklaştırdı. — Ben! Hepsi benim hatam!
— O zaman söyle herkese gerçeği! — diye bağırdı Bahar, göğsüne bastırarak onu itmeye çalıştı. — Kim olduğunu açıkla, hepimiz bilelim sınırlarımızı!
— Ben bu görevi istemedim! — dedi Evren, sesi titreyerek. — Rengin’i ben görevden almadım, hiçbir entrika çevirmedim! — ellerini onun bileklerinde daha da sıktı, bırakmıyordu.
— Ama durdurmadın da, — dedi Bahar soğuk bir sesle. — Yine sustun, her zamanki gibi.
— Yeter, Bahar, — dedi Evren, dişlerini sıkarak. — Sadece görmek istediğini görüyorsun.
— Evet, görüyorum, — diye karşılık verdi Bahar. — Kendi kararlarının sorumluluğunu almaktan korkan, başkalarının protokollerinin arkasına saklanan bir adam!
— Haksızlık ediyorsun, — dedi Evren, parmaklarını gevşetip bir adım geri attı.
— Korkaksın! — çıktı Bahar’ın ağzından, düşünmeden.
— Korkak mı?! — Evren bir adım attı. — Ben hayatım boyunca bu sistemin içinde, başkalarının çıkarları arasında hayatta kalmaya çalıştım!
— Ve şimdi sen o sistemin kendisi oldun! — diye bağırdı Bahar, yumruklarıyla göğsüne vurarak. — Çünkü korkuyorsun!
— Neyden korkuyorum, ha?! — dedi Evren, onun kollarını yakalayıp hafifçe sarstı.
— Her şeyden! — diye bağırdı Bahar, onu iterek. — Hatta benim projemden bile!
— Proje mi? — dedi Evren, kaşlarının altından bakarak.
— Evet, Meryem Özkan’dan! — dedi Bahar gözlerinin içine bakarak. — O projeyi Rengin onayladı! Sen imzalamazdın, çünkü o dosyada onun adı var!
— Öyle değil, — dedi Evren keskin bir sesle, yine geri çekilerek.
— Tam da öyle! — dedi Bahar, şimdi o üzerine yürüyordu. — Ondan korkuyorsun! Sorunlardan korkuyorsun! Çıkabilecek skandaldan korkuyorsun! Yeni başhekimliğini lekelemesin diye korkuyorsun! Sana bu dertler gerek değil, öyle mi Evren? Ama bu sensin!
Evren’in yüzü soldu, nefesi düzensizleşti.
— Anlamıyorsun, — dedi sesi boğuk çıkarken.
— Senin sandığından daha iyi anlıyorum! — kesti sözünü Bahar. — Sen sorunlarla yüzleşmektense her fikri yok etmeyi tercih ediyorsun! Sorunları nasıl çözeceksin? Ne biçim başhekim olacaksın sen?
— Kes sesini! — diye bağırdı Evren.
— Neden?! — Bahar duramıyordu artık. — Neden bu kadar korkuyorsun Meryem Özkan’dan? Çünkü seninle ilgili her şeyi biliyor, değil mi?
Evren gözlerinin içine baktı. Bahar bir an ürperdi — o bakışta öfke yoktu artık, sadece acı vardı. Evren bir adım attı, alnını neredeyse onun alnına değdirdi.
— Evet, biliyor, — dedi kısık, boğuk bir sesle. — Her şeyi biliyor.
— Ben onunla çalışacağım, Evren, — dedi Bahar, nefes alırken. — Ona çoktan yazdım, ve o bana cevap verdi.
— Ne?! — Evren başını iki yana salladı, inanmak istemiyordu.
***
Umai artık hiçbir şeyin yoluna gireceğine inanmıyordu. Her gün bir şey oluyor, bir şey patlak veriyor, sonu gelmiyordu. Dün Evren onlara bağırmıştı, bugün o ve annesi birbirlerine bağırıyorlardı. Umai derin bir nefes aldı, Parla ile Yusuf’a baktı. Hatta büyükanneler bile tartışmış, Siren ile Uraz havuz kenarında kavga etmişlerdi.
— Aslında, — dedi Umai başını yana eğerek, — belki Evren senin baban olsaydı, güzel olurdu.
Parla neredeyse telefonunu düşürüyordu; daha dün Umai onunla tartışıp Yusuf’un babasının Serhat olduğunu savunmuştu, bugünse Evren’in daha iyi bir baba olacağına karar vermişti.
— Ne? — dedi Yusuf şaşkınlıkla ona bakarak.
— Gerçekten, — dedi Umai omuz silkerek. — O bir doktor. Sen de doktor olmak istiyorsun. Mantıklı yani.
— Serhat da doktor, — diye hatırlattı Yusuf.
Parla telefonunu cebine koydu.
— Evet, — dedi Umai, başını sallayarak, — ama Evren artık başhekim. Kariyer, bağlantılar... — diye ekledi.
— Şu anda ciddi misin sen? — dedi Yusuf, kaşlarını çatarak. — Ben babamı makamına göre seçmem, — öfkesini gizlemiyordu.
— Kızma, — iç çekti Umai. — Sadece söyledim.
— Hiçbir şey anlamıyorsun, — dedi Yusuf, sesi gerilmişti.
— En azından ben anne babamdan utanmıyorum, — dedi Umai, kelimelerini artık seçmeden.
— Ne dedin sen?! — diye patladı Yusuf.
— Hiçbir şey, boşver, — dedi Umai, pişman olmuş gibi.
— Sen var ya… — diye başladı Yusuf.
— Yeter artık, — araya girdi Parla, ikisinin arasına geçerek.
— Sen karışma, — dedi Umai öfkeyle.
— Çünkü saçmalıyorsun! — dedi Parla. — Hem Evren yüzünden benim annemi görevden aldılar!
— Anneni Evren yüzünden değil, kurul kararıyla görevden aldılar, — dedi Umai. — Bu tamamen başka bir şey.
— Tabii ya, — dedi Parla alayla, — sen artık her şeyi biliyorsun, değil mi? Annemin evinde oturuyorsun ya, kendini yetişkin sandın!
— Sen hâlâ annenin arkasına saklanan küçük bir kızsın! — diye karşılık verdi Umai.
— Tekrar etsene! — Parla bir adım attı.
— Saklanıyorsun, dedim! — Umai de yaklaştı.
— Sen de annenin arkasına saklanıyorsun! — Parla itti onu.
Umai bir çığlık attı, şezlongtan bir yastık kaptı ve Parla’ya fırlattı. Parla kenara çekildi, yastık havuza düştü.
— Yeter artık ikiniz de! — Yusuf ikisinin ellerinden tuttu.
— Bırak! — diye bağırdı Parla. — O başladı!
— Çünkü sen her seferinde “annem, annem” diyorsun! — dedi Umai, Yusuf’u iterek.
— Annemle gurur duymam suç mu yani?! — Parla da bağırdı.
— Değil! Ama bir şey ters gidince herkesi suçlamayı bırak artık! — Umai de aynı sertlikle karşılık verdi.
— Siz ikiniz kendinizi dinliyor musunuz?! — Yusuf aralarında duruyor, dişlerini sıkıyordu.
— Yeter artık! — diye bağırarak onlara doğru koştu Çağla; arkasından Nevra ve Gülçiçek geliyordu.
Reha ile İsmail kadınlarının peşinden hızlı adımlarla geliyordu.
— Yeter! — diye bağırdı Rengin, evden dışarı fırlayarak Parla’yı kollarına aldı. — Sakin ol, — diyerek onu uzaklaştırmaya çalıştı.
— Ne yapıyorsunuz siz?! — dedi Çağla, yanlarına koşarak. — Büyükler delirmiş, siz de onlara mı özeniyorsunuz?!
— Çağla, senin böyle koşmaman lazım! — dedi Rengin.
— Çağla, tatlım, otur biraz, — dedi Nevra, dikkatini dağıtmaya çalışarak.
— Umai, — Gülçiçek torununun omzuna dokundu.
— O başladı, — dediler kızlar aynı anda.
— Yeter artık! — dedi Rengin, sesini yükselterek.
— Ben sadece Evren dedim…, — diye başladı Umai.
— Kim olursa olsun! — diye bağırdı Parla, Rengin’in omzunun ardından. — Karşılaştırmayı bırak! Benim annem senin Evren’inden aşağı değil!
— O benim Evren’im değil! — dedi Umai öfkeyle. — Hem o zaten annemle!
— Ne o, Bahar senin büyükannen mi yani?! — diye alay etti Parla.
— Ne dedin sen?! — Umai ona atılmaya kalktı ama Çağla önüne geçti, Gülçiçek torununu omzundan tuttu.
— Tamam, kızlar, yeter! — dedi Çağla, ikisine de bakarak. — Biriniz daha bağırırsa, ikinizi de havuza atarım, serinlersiniz!
— Çağla, ona söyle, — fısıldadı Parla, — annem hakkında konuşmasın!
— Parla, — uyardı Rengin.
— Ona da söyle, — dedi Umai, — anlamadığı konulara karışmasın!
— Yeter artık, durun, — dedi Çağla, Rengin’e bakarak.
— Kesin! — dedi Rengin, Parla’yı evin içine doğru çekerken. — Ve unutma, Umai, insanları putlaştırma. O tahtlardan düşmek acıtır, — diye ekledi.
Umai bir hamle yaptı ama Gülçiçek onu sıkıca sarıp tutarak bırakmadı. Reha, eşinin omzuna dokunmak istedi ama o geri çekildi. İsmail, Nevra’nın arkasında duruyor, müdahale edip etmemesi gerektiğini bilemiyordu. Siren ve Uraz, çocuk sandalyesinde oturan Mert’ten başlarını kaldırıp onlara baktılar. Ve mutfaktan yeniden yükselen sesler duyuldu.
***
— Evet, — Bahar Evrеn’i itti. — Onu İstanbul’a çağıracağım! Madem sen susmayı tercih ediyorsun, o zaman her şeyi kendi ağzından anlatır! — Mutfakta bir o yana bir bu yana yürümeye başladı, sonra artık onunla aynı odada kalamayarak dışarı fırladı.
— Bahar, sakın ha! — Evrеn arkasından koştu.
— Ben çoktan yaptım Evrеn, — dedi Bahar arkasına bile bakmadan. — Onu çağırdım. İstanbul’a gelecek! — Bahar durdu, ona döndü. — Bunu kabullenmek zorundasın Evrеn! Projeme Meryem Özkan’la başlayıp onunla bitireceğim!
Bahar’ın sözlerini duyunca İsmail’in yüzü bembeyaz kesildi. Reha sendeleyerek bir sandalyeye oturdu.
— Bahar, ne yaptığının farkında değilsin, — diye fısıldadı ve İsmail’e baktı.
— Çağır, çağır hadi, — sesini yükseltti Evrеn, adım adım peşinden giderek. — Git teyzemi çağır! Beni daha doğmadan reddeden kadını! Beni, kız kardeşimi terk eden kadını, Bahar! Annem öldüğünde bile gelmedi, sonra kardeşim öldüğünde de! Beni yetimhaneye bırakılmama izin verdi!
— Evrеn, — Bahar neredeyse tökezledi, durdu, — ne dedin sen? — dedi inanamayarak.
Gözleri doldu, elini göğsüne koydu, sakinleşmeye çalıştı.
— Gerçeği duymak istiyordun ya? — Evrеn gözlerinin içine baktı. — Meryem Özkan benim öz teyzem! — dedi, nefesi düzensizce dudaklarından dökülüyordu.
Sanki yüz metre koşmuş gibiydi. Uraz Leyla’yı kendine çekti. Siren’in ağzı açık kaldı. Gülçiçek Umay’ı bıraktı. Rengin ile Parla evin girişinde donup kaldılar. Nevra ellerini savurdu. Yusuf olduğu yerde kaldı, istemsizce Umay’ın eline dokundu; parmakları birbirine kenetlendi, sanki birbirlerinde güç arıyorlardı.
— Evrеn, — diye fısıldadı Bahar ve onun eline sarıldı, gözlerinin önünde her şey dönmeye başladı.
Her şey birbirine karıştı: yüzler, insanlar, ışıklar, sesler… sadece rüzgârın getirdiği mangal dumanının kokusu, bugünün bir hatırası gibi, kendine gelmesini sağladı. Herkes bir anda sustu. Bulutları yansıtan havuz bile hareketsiz gibiydi.
— Gerçek daha mı kötü çıktı? — diye fısıldadı Evrеn, artık tartışmaktan yorulmuştu. — O benim öz teyzem! Bizi kardeşimle terk etti, bu yüzden onun yanımızda olmasını istemedim!
— Evrеn… — Bahar derin bir nefes aldı, gözlerindeki karanlıkla savaşarak. — Bunu bana söylemeliydin.
— Ya sen de bir kez olsun bana inanmalıydın! — dedi öfkeyle.
Bahar yutkundu. Onu kucaklamak istedi ama Evrеn geri çekildi, arkasını döndü… sessizlik neredeyse elle tutulur hale geldi, sadece rüzgâr yaprakları hışırdatıyordu. Herkes bir anlığına dikkatini başka yere verdi… o anda plastik bir şeyin kırılma sesi, bir nefes… bir sıçrama… kimse önce ne olduğunu anlayamadı… su kapandı, oyuncak yüzeye çıktı, uzaklaşmaya başladı.
— Mert! — diye bağırdı Evrеn ve ileri atılıp havuza daldı.
Bahar arkasına döndü, çığlığı dudaklarında dondu. Havuzun dibinde torununun küçük bedenini gördü. Siren çığlık attı. Uraz, Leyla’yı bırakmadan dizlerinin üstüne çöktü. Yusuf Evrеn’in arkasından havuza atladı. Umay ve Parla koşup havuzun kenarına geldiler. Evrеn çoktan Mert’i, sandalyesiyle birlikte suyun yüzeyine çıkarmıştı; Yusuf, sandalyeyi kurtarmasına yardım etti. Evrеn çocuğu salladı, Bahar ellerini uzattı ama Evrеn vermedi. Mert’i çevirdi. Siren ağlıyordu. Uraz nefes alamıyor gibiydi. Reha Gülçiçek’e sarıldı. Nevra İsmail’e yaslandı. Rengin, Çağla’yı omzundan tutmuş, yaklaşmasına izin vermiyordu.
O birkaç saniye sonsuzluğa dönüştü, ta ki Mert’in ağlaması gökyüzünü yaran bir ışık gibi havayı delene kadar. O zaman Evrеn çocuğu Siren’e uzattı, o da ağlayarak oğlunu göğsüne bastı.
Bahar havuzun kenarına oturmuş, dizlerini kendine çekmişti, kalkacak hâli yoktu. Sadece Siren’in oğlunu sakinleştirmesini izliyordu. Evrеn sudan çıktı, Bahar’ın yanına oturdu, su hâlâ üzerinden damlayıp onun üzerine sıçrıyordu.
Bir süre sadece Mert’in hıçkırıkları ve Siren’in fısıltıları duyuldu… sonra fırtına yeniden koptu.
— Nasıl yapabildin? — Siren, Mert’i kollarına sıkıca bastırarak Uraz’a çıkıştı. — Yanındaydın! Boğulabilirdi!
— Sadece bir saniyeliğine dikkatim dağıldı, — dizlerinin üstünde hâlâ Leyla’yı tutuyordu.
Bahar kendine gelir gelmez ayağa fırladı.
— O bir saniye yeterdi! — Oğluna doğru yürüdü. — Çocuğa sen bakmalıydın!
— Bahar, — Evrеn onun elini tuttu. — O istemedi ki!
— İstemedi mi? — Bahar titriyordu, — yüzünden bir çocuk ölebilirdi.
— O bir baba, — diye hatırlattı Evrеn.
— O zaman baba gibi davransın! — diye bağırdı Siren, kollarındaki oğlunu unutarak.
Leyla ve Mert birlikte ağlamaya başladılar, herkes aynı anda konuştu, bağırdı, suçladı. Her şey yine birbirine karıştı. Gülçiçek ellerini başına götürdü. Nevra Siren’e havlu uzatmaya çalıştı. Reha kalbini tuttu. İsmail yorgunlukla sandalyeye çöktü. Rengin Çağla’yı kenara çekti.
— Yaşıyor! — seslerin üstüne bağırdı Evrеn. — Mert yaşıyor. Yeter artık!
Bahar, Mert’i kucağında tutan Siren’e sarıldı.
— Tamam, tamam, sakin ol, — fısıldadı. — Artık geçti.
Evrеn Bahar’ın yanından ayrılmadı. Gözlerinde sadece korku yoktu; bir hatıranın, bir kaybın yankısı da vardı, çoktan yaşamış olduğu bir acının.
— Suç bende, — diye fısıldadı Uraz, Leyla’yı hâlâ bırakmadan.
— Önemli olan bunu anladın, — dedi Bahar alçak sesle.
Bacakları titriyordu… sanki tüm gücü bir anda tükenmişti; sadece Evrеn’in eli onu ayakta tutuyordu. Siren, hâlâ üstünden sular damlayan Evrеn’e baktı, su fayansa izler bırakıyordu.
— Teşekkür ederim, — diye fısıldadı. — Onu sen kurtardın.
— Evrеn, — Bahar başını onun omzuna koydu, o da onu kendine çekti.
Evrеn cevap vermedi, sadece Bahar’ı kollarına alıp suya doğru döndü. Havuzda kırılmış, boş bir çocuk sandalyesi yüzüyordu; ondan yansıyan dalgalar suyun üzerinde uzun, sonsuz halkalar oluşturuyordu — bu evdeki herkesin nefesi gibi, dünyanın ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatan bir yankıydı…
***
Ev sessizliğe gömülmüştü. Kızarmış et kokusu hâlâ havada asılıydı ama kimse masaya oturmamıştı. Bahar mutfakta, en sevdiği küçük kanepede oturuyordu. Başında uğultu vardı, günün olayları ve haberleri hâlâ içinde dönüp duruyordu; parmakları hafifçe titriyordu. Siren ve Uraz çocuklarla birlikte yukarı çıkmışlardı. Gülçiçek ve Nevra hâlâ havuz kenarında tartışıyordu. İsmail ve Reha bir kenara çekilmiş, alçak sesle bir şeyler konuşuyorlardı. Umay ve Yusuf havuzun kenarında oturuyordu.
Bahar fark etmeye başladı ki bu insanlarla dolu ev, yavaş yavaş bir sığınağa dönüşmüştü. Herkes buraya kaçıp kurtulmak için gelmişti ve o, hepsini sevdiği için buna izin vermişti. Ama bugün kalbi fazla doluydu, sanki her şeyin ağırlığı üzerine çökmüştü. Elini hâlâ göğsünde tutuyordu, sınırına yaklaştığını hissediyordu. Gözlerini kapadı, şakaklarında atan nabzını dinledi. Evrеn’le ne olduğunu anlayamıyordu. Tartışmışlardı, bağırmışlardı, sonra bir çocuğu kurtarmışlardı… ve yine yabancı olmuşlardı. Ona en son ne söylediğini bile hatırlamıyordu. Gözlerinin önünde onun yüzü — ıslak, şaşkın — duruyordu.
— Girebilir miyim? — diye sordu Rengin mutfağın kapısından. — Bugün herkes patlamaya hazır bir mayın gibi.
— Bugün tam bir aile kıyametiydi, — diye gülümsedi Bahar yorgunlukla.
— Ama herkes hayatta kaldı, — dedi Rengin, yanına gelip otururken.
Bir süre ikisi de sessiz kaldı. Sadece saat tıkırtısı ve buzdolabının uğultusu duyuluyordu.
— Senin suçun değil Bahar, — dedi Rengin sonunda sessizliği bozarak.
— Ne? — Bahar ona baktı.
— Bütün bu olanlar. Hastane, kurul, atama… — Rengin pencereden dışarı bakıyordu. — Bu senin suçun değil. Evrеn’in de değil. O başhekim olmayı istemedi ki.
— Ama yine de acıtıyor, — dedi Bahar, kalbindeki sıkışmayı hissederek.
— Evet, — başını salladı Rengin. — Benim de. Makam yüzünden değil, her şeyin nasıl olduğundan. Sanki biri ayaklarımızın altındaki zemini çekip almış gibi.
— Yalnız değilsin, — dedi Bahar, elini onun eline koyarak.
— Biliyorum, ama yine de huzursuzum, — Rengin hafifçe gülümsedi. — Hem sen şimdi bizim aramızdasın. Benimle Evrеn’in arasında. Zor değil mi?
— O benim için bir erkekten daha fazlası, — dedi Bahar içtenlikle. — Ama sen de bir arkadaştan fazlasısın. Ne yapacağımı bilmiyorum, — derin bir nefes aldı. — Üstüne bir de Meryem Özkan meselesi… — Başını masaya koyacak gibiydi.
— Her zamanki gibi, — dedi Rengin gülümseyerek, şakaklarını ovarak. — Yine de o projeyi alacaksın.
Bahar ona yan gözle baktı, ama bir şey söylemedi.
— Parla… seninle konuştu mu? — diye sordu Rengin, konuyu değiştirerek.
— Hayır, — başını salladı Bahar.
— Görüyorum ki kızım, — Rengin gözlerini kapadı, — Cem’le çok vakit geçiriyor.
— Ben de fark ettim, — dedi Bahar iç çekerek. — Merhamet, tehlikeli bir sevgi biçimidir.
— Merhamet sevgi değildir, — dedi Rengin. — Ona söylüyorum ama beni dinlemiyor.
— Benden mi bahsediyorsunuz? — Parla mutfağa girdi, karşılarına oturdu. — Anne, biliyorum ne düşündüğünü ama Cem’le aramızda öyle bir şey yok. O sadece bir arkadaş.
— Emin misin? — Rengin gözlerinin içine baktı.
— Evet. Arkadaşlarını yüzüstü bırakmazsın, — dedi Parla açıklamaya çalışarak. — Herkes ondan uzaklaştı, biri yanında olmalı.
— Ama sen onu kurtarmaya çalışırsan, kendin batarsın, — dedi Bahar, boğazındaki metal tadını yeniden hissederek yutkundu.
— Bana ihtiyacı var, — dedi Parla, bakışlarını kaçırmadan.
— İhtiyaç duymak, sevmek demek değildir, — fısıldadı Rengin, etrafa bakınırken kaşlarını çattı. Boya kokusu giderek ağırlaşıyordu.
Bahar bir bardak su aldı, bir yudum içti ve yüzünü buruşturdu.
— Ne kadar kötü… metal gibi, sanki borular paslanmış, — dedi, bardağı kenara koyarken.
Parla aynı bardaktan suyu kokladı, sonra bir yudum aldı.
— Normal, — dedi omuz silkerek. — Bildiğin su. Muhtemelen yorgunsunuz, — diyerek bardağı annesine uzattı.
— Normal, — dedi Rengin de, — ama şu boya kokusu berbat. Camı açmak gerek.
Ayağa kalktı, pencereye yürüdü, kanadı açtı, derin bir nefes aldı ve yüzünü buruşturdu.
— Kim evde insan varken boya yapmayı akıl etti? — diye sordu.
— Kimse boya yapmadı, — Bahar şaşkınlıkla baktı. — Üç ev ötede, dün dış cephesini boyadılar.
— Garip, sanki koku buradan geliyor, — dedi Rengin, bir peçeteyi burnuna bastırarak.
— Bugün neyin var sizin? Su, boya… herkes bu kadar gergin olmasın, — dedi Parla, gerçekten ne olduğunu anlamadan.
Kızının sakin sesi onları bir anda gerçekliğe döndürdü. Bahar Rengin’le bakıştı.
— Hayır, — dedi Bahar fısıltıyla.
— Hayır, — diye tekrarladı Rengin.
Neredeyse aynı anda ayağa kalktılar.
— Burada kal, — dedi Rengin kızına. — Biz… bir şey kontrol edeceğiz.
— Hadi, — dedi Bahar, mutfaktan çıkarken.
İkisi birlikte hızla merdivenlerden yukarı çıktı. Hava ağırlaşmıştı, sanki ev bile sonucu bekliyordu. Yatak odasında kapıyı kapattılar; sessizlik onları sardı. Bahar çekmeceyi açtı, titreyen elleriyle iki test çıkardı. Rengin sessizce yanında duruyor, gözünü ondan ayırmıyordu. İkisi de banyoya girdiler, sonra testlerin başında donakaldılar… bir saniye, iki saniye geçti… her iki testte de iki ince çizgi belirdi. Bahar’ın nefesi kesildi, yatağa oturdu. Rengin teste, sonra Bahar’a baktı.
— Hayır, — dedi fısıltıyla. — Bu olamaz.
— Olabilir, — dedi Bahar, gözlerinde yaşlar parlayarak.
Ne olduğunu tam kavrayamadan kapı açıldı; odaya Çağla girdi. İkisi de testleri hızla sakladı.
— Nevra Hanım’la Gülçiçek’ten kaçtım, — dedi nefes nefese. — Yine tartışıyorlar, — diye bir çırpıda anlattı, yüzlerindeki ifadeyi fark etmeden. — Gerçekten doğum koçlarım olmaya karar verdiler.
Rengin ve Bahar sessiz kaldı. Çağla Bahar’ın yanına oturdu, sonra yatağa uzanıp tavana baktı.
— Bahar, bu hamilelik boyunca onlarla baş edemem, — dedi iç çekerek. — Bir şey yapmalıyız.
— Bahar, sen, ben… — diye içeri girdi Evrеn. Üç kadını görünce kapıda durdu.
Bahar ona baktı, testi elinde sıkıca tutup elini cebine indirdi. Artık boya kokusunu her zamankinden daha keskin hissediyordu — sanki hayat yeniden dönmeye başlamıştı…
bahar
evbah