Bahar, evrenin güneşi olmaya hazır mısın?
Bölüm 1. Kısım 5
Evren her şeyi biliyordu ve onun kararını sorgulamaksızın, eksiksizce kabul etti. Bahar etrafına bakarak ilerliyordu; içindeki derin arzuyu gizleyemiyor, sadece onu görmek istiyordu. Tek bir mesaj yeterliydi — varlığına duyduğu özlem bir anda geri dönmüştü. Neden böyle yapıyordu? Karar vermişti ama sonra ortadan kayboluyor, en keskin anda yeniden boy gösteriyordu. O mesaj geldiğinde, Bahar nefes alamaz hale gelmişti…
Yine de soluklandı. Göğsünden yükselen sıkıştıran hisle, duvar az ilerideyken kendini toparladı ve yürümeye başladı. Chagla’ya yanına gelmesi için baktı ama reddetti. Önce onun yanına oturdu; ardından Chagla yumruğu gibi bastırdı — “Evinize dönmelisin, kimse almasın çocuklarını.” Kabul etti ve ayağa kalkarak yoluna devam etti. Kalbindeki çarpıntıyla, ilerledi.
Rengin’in odasına baktı, kapıyı yana açtı ama duyduğu sessiz sesle kapattı, dönüp gitti. Artık gücü kalmamıştı; aklı boşalmış, gitmek zorundaydı — evine, çocuklarına, torunlarına.
…
— Ona evine dönmesi gerek, torunlarına–Evren Rengin’in masasında durdu.— Umarım bugün ameliyatına izin vermezsin? — Dergileri masasına bırakıp ekledi— Sınırdayız. Sen de …
Rengin gözlerini kapadı, alnını kaşıdı; yorgundu.— Onu kaybetmekten korktuğunu biliyorum. “Süper kahraman” taklidi yapıyorsun ama korkuyorsun ki bir daha seni seçmesin. Sen sessizce dururken o artık hiçbir şey yapmayacak. — Dosyaları kapattı, gerildi ve Evren’e baktı.— Sen de hata yaptın. Bahar fark etti, ama sen?
— Stresle baş etmek mi bu? — Evren omzunu silkerek yanıtladı.— Bana saldırmak mı? Al bakalım, yine o sözleri söyle: “Beni Tolga ile karşılaştır…”
Rengin soluklandı.— O değilsin. Ama ondan da iyi değilsin. Bilim adamıymış gibi davranabilirsin, ama fark et: bugün bu dosyaları ben istemedim, sen aldın—masaya kendin getirdin. Burada kalman için bahanedir bu.
Evren kaşlarını çattı.— Neye karar verdin?
Rengin pencereye yürüdü.— Sorun şu: ne sen ne de o olduğunuzda bıraktığınız gibi olamayacak. Hava istasyonunu büyütüyorum—istersen sen de kalabilirsin. Ama kararı bugün ver. Beni arayıp söyle.
Evren derin bir nefes aldı. İçinde fırtınalar kopuyordu ama dışarıdan sessizce bekliyordu. Zaref telefonu çaldı, zili beklemeden açtı:
— Buyur? — Sadece bir kelimeydi, ekran bile yoktu; nefesi hırçındı.
Rengin hemen ona baktı. Evren’e doğru eğildi; eliyle ona bir bardak uzattı.
— Git, — dedi kırılgan bir sesle.— Geleceksen, gel… Ama kararın neyse, dön.
Evren elini sıktı ve kapıya yöneldi. İçinde yanıp tutuşuyor, geride ne olduğunu bilemiyordu. Sadece çıktı. Geri dönüp sen de gelebilirdin, ama daha söyleyecek bir şey bulamadan gitti…
Eskiden böyleydi... Bahar avluya girdiğinde gözlerini eve dikti. Gözünün önüne, Umay’ın pencereden baktığı, Parla’nın elinde fincanla oturduğu ama içmediği anlar geldi. Uraz, kucağında Leyla’yla dizüstü bilgisayara gömülmüş, Siren Mert’i giydiriyor. Gülçiçek ile Reha, salonda sessizce bir şeyler konuşuyorlar. Nevra ise elinde telefonla salonun ortasında durmuş, öylece kalmış.
İşte böyle bırakmıştı ailesini. Ama artık her şey farklıydı. Şimdi, salonda Yusuf da vardı ve herkes Bahar’a bakıyor, haber bekliyordu. Bahar yorgunlukla telefonunu sehpaya bıraktı, kızı, oğlu, Siren ve sonra Parla’yı kucakladı. Nevra’nın yanına geldi, elini sıktı, omzuna yaslandı. Sonra Gülçiçek’in kucaklayıcı kollarında buldu kendini. Kimse konuşmadı. Herkes anlıyordu. Ardından, haber olmasa da herkesi dinlenmeye gönderdi.
Herkesin bir yatağı olduğundan emin oldu. Yusuf’un gitmesine izin vermedi.
— Artık bizdensin, anlıyor musun? — dedi sadece. — Hayır, seni zorla tutmuyorum, ama lütfen bana güven. Okuyacaksın. Doktor olacaksın! Asla geç değil. Herkese yer var burada!
Yusuf başını eğdi. Böyle bir aileye nasıl dahil olunurdu, hele ki bu kadar zor bir anda — bunu kavrayamıyordu.
— Ya eğer... — demeye başladı.
— "Eğer" yok, — sözünü kesti Bahar ve ona çarşafları uzattı. — Lütfen kendin ser.
— Zaten çok işiniz var, — diye mırıldandı Yusuf.
Bahar dönüp ona gülümsedi:
— Belki de en doğru zamanda geldin, ha? Kimse bilemez bunu. O yüzden neden kabul etmeyesin? Burada seninle ilgilenecek birçok kişi var: Profesör Reha, Siren, Uraz, ben...
— Profesör Evren’in benim öğretmenim olacağını söylemiştiniz, — hatırlattı Yusuf. — Donörlük ilgimi çekiyor. Annem...
Cümlesini tamamlayamadı. Bahar derin bir nefes aldı:
— Profesör Evren artık olamaz, sanırım gidiyor, — nihayet yüksek sesle söyleyebildi. — Ama hastanede başka doktorlar da var. Mesela yarın yeni biri başlıyor: kardiyolog Doktor Serhat Özer.
— Kim? — Yusuf’un rengi soldu, battaniyeyi göğsüne bastırdı.
— Kardiyoloji ilgini çekmiyor mu? — Bahar bir basamak daha çıktı, orada durdu. — Bugün bir hasta geldi. Doğuştan kalp hastalığı var ve hamile. Öncelikle onlar yaşayan insanlar, ama aynı zamanda araştırma için de sıra dışı ve ilginç vakalar.
Yusuf yutkundu:
— Yani öğretmenim Evren Yalçın olmayacak?
Bahar merdivenin basamağına oturdu, ayakta duracak hali kalmamıştı:
— Kabul ediyorum, Evren’i sana çok övdüm. Gerçekten de harika bir doktor. Ama başka iyi doktorlar da var. Bir yerden başla, sonra donörlüğe dönersin. — Yorgunlukla tamamladı, güçlükle ayağa kalktı. — Yusuf, beni tekrar tekrar seni geri çağırmak zorunda bırakma. Çünkü seni bırakmayacağım, bunu unutma. Bu gece burada uyu, sonra odanı belirleriz.
Merdiven korkuluğuna tutunarak yukarı çıktı. Yusuf’un bakışlarını sırtında hissediyordu. Belki onunla daha konuşabilirdi, ama bugün değil. Sadece duş almak ve yatağa uzanmak istiyordu. Odaya girip kapıyı çekti, üzerini çıkardı. Duşta yüzünü sıcak suya döndü, günün yorgunluğunu silmek istercesine...
Su vücudundan akarken, kirpiklerinin altından akan damlaları izledi. Keşke düşüncelerini de böyle kolayca silebilseydi. O ellerin tenini yakması... Ne kadar uzun zaman geçmişti üzerinden... Ama unutulmamıştı. Bahar suyu kapattı, havluya sarındı. Aynaya baktı ama aynada onun sarılışı vardı, onun dudakları...
Boynuna dokundu — onun öpmeyi en sevdiği yerdi orası. Bahar gülümsedi. Artık içinde hüzün yoktu. Kabullenmişti. Havlusunu sandalyeye astı, bornozunu geçirdi. Kahve ve biraz temiz hava istedi canı. Perdeyi aralayarak pencereye gitti. Ev çoktan uyumuştu, ama o hâlâ ayakta, camın önündeydi.
Kendine itiraf etti: onlar duş sonrası kahvelerini içerken konuşmayı severlerdi. Asıl kaybettikleri şeydi bu — konuşmak.
Tam pencerenin önünden ayrılacaktı ki, motosiklet sesi duyuldu.
— Evren? — diye fısıldadı, cama yaklaşarak.
Hızla döndü, kapıya koştu. Nasıl olduğunu bilmeden kapıya vardığında, bornozunun etekleri dağılmış, kuşağı zar zor tutuyordu. Kapıyı açtı, onun çalmasına bile fırsat vermeden.
— Bahar, — dedi Evren, ıslak saçlarını, dağınık bornozunu görerek.
Onun her nefes alışında yakası biraz daha açılıyordu. Evren bu manzaraya bakarken, yalnızca gözleri değil, hafızası da görüyordu. Teninin yumuşaklığı... Yutkundu, güçlükle gözlerini onun yüzüne çevirdi.
— Ne? — diye fısıldadı Bahar, kapı pervazına yaslanarak.
Evren sessizdi. Bahar gözlerini kapadı. O an anladı. O, onun için gelmemişti... Söylemek için gelmişti. Sessizce, elini cebine attı, sonra onun avucuna bıraktı — bir çift saat.
Bir bakış yeterdi. Bahar soluğu kesilerek elini ağzına götürdü. Evren hemen sarıldı, sıkıca. O evin içindeydi, o dışarıda. Ama kucaklaşmaları bir bütündü. Onun boynuna gömüldü, kokusunu içine çekti, tüm hücreleriyle hissediyordu. Bu sadece bir kucaklaşma değil, yanında olmaktı.
Saçlarının arasından eli geçerken, bu bir arzu değil, bir destekti. Yavaşça geri çekildi. Evren bırakmak istemedi ama gözlerine baktığında durdu. Bahar bornozunu düzeltti, kuşağını sıktı. Bir adım geriye attı. Evren hâlâ gözlerini ondan alamıyordu.
— İçeri girer misin? — diye sordu sessizce.
Başını salladı. Adım attı. Bahar da içeri geçip kapıyı kapattı. Mutfağa doğru yürürken, onun ayak seslerini duydu — aylardır hasret kaldığı en güzel sesti bu.
Evren bir an salona göz gezdirdi. Kanepede bir çocuk vardı. Bu detaya şaşırdı, hatta içindeki tepkiden korktu. Ama mutfaktaki kadını görünce, her şey silindi.
Yanına gitti, elini tuttu. Parmakları birbirine kenetlendi. Birlikte kanepeye oturdular.
— Ben kahve yapayım, — fısıldadı ve saçlarına bir öpücük kondurdu.
Bu içgüdüseldi. Bahar tepki vermedi. Boşluğa bakıyordu. Kafasındaki tek düşünce: “Şimdi ne olacak?”
Evren mutfağın içinde tanıdık hareketlerle dolanıyordu. Her şeyi biliyordu. Onun kahvesini, fincanını... Ama artık başkaydı. Bahar bunu hissediyordu, anlatamasa da...
Saatleri sıkıca tutuyordu. Zaman onun için durmuştu, ama onlar için hâlâ ilerliyordu.
Evren geldi, yanına oturdu. Yaklaşmak istedi ama onun bakışıyla durdu. Bahar sadece derin nefes aldı.
— Her şey güzel olacak, — dedi Evren, saçlarını düzelterek.
Başını iki yana salladı:
— Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, — dedi.
— Farklı olacak, — diye kabul etti Evren.
— Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak, — dedi.
— Farklı olacak, — diye kabul etti Evren.
Kaşları hafifçe kalktı:
— Nasıl yani? — diye sordu, ona doğru biraz eğilerek.
— Nasıl yani? — diye sordu, ona doğru biraz eğilerek.
O da eğildi, alınları birbirine değdi. Uzun zamandır bu kadar yakın olmamışlardı, ama şimdi nedenleri başkaydı.
— Çocuklara nasıl söyleyeceğim? — diye devam etti Bahar.
— Yalnız değilsin, — diye fısıldadı Evren, nefesi yüzünü okşayarak.
— Ama işte tam da bu, — dedi Bahar. — Hep yalnızdım, her zaman.
Ellerini onun omzuna koydu.
Bir elinde durmuş saatleri sıkıca tutarken, diğer eliyle onun omzuna sarıldı. Sanki tutunmak istiyor ama bir türlü bulamıyordu. Eli kayıp duruyordu.
Bir elinde durmuş saatleri sıkıca tutarken, diğer eliyle onun omzuna sarıldı. Sanki tutunmak istiyor ama bir türlü bulamıyordu. Eli kayıp duruyordu.
— Bahar, hayır, böyle deme, — dedi Evren, elleriyle yüzünü kavrayarak.
— Ama bu gerçek, Evren. Çok yoruldum, — itiraf etti. — Gerçekten çok yoruldum.
Gözlerinin içine baktı:
— Anlıyorum, kolay olmayacak, zor olacak, — diye fısıldadı.
— Anlıyorum, kolay olmayacak, zor olacak, — diye fısıldadı.
Bahar başını salladı:
— Zorluktan mı korkuyorum sanıyorsun? — dedi hafif bir alayla. — Zaten hep mücadele ediyorum, — gülümsedi ve iç çekti. — Senin hayatımda artık olmadığını da neredeyse kabullendim, — dedi gözlerinin içine bakarak. Nefesi onun dudaklarına dokundu, neredeyse öpecekti...
— Zorluktan mı korkuyorum sanıyorsun? — dedi hafif bir alayla. — Zaten hep mücadele ediyorum, — gülümsedi ve iç çekti. — Senin hayatımda artık olmadığını da neredeyse kabullendim, — dedi gözlerinin içine bakarak. Nefesi onun dudaklarına dokundu, neredeyse öpecekti...
Evren irkildi, yutkundu, gözlerini ondan ayıramadı:
— Amerika’ya gidiyorum, — dedi birden.
— Amerika’ya gidiyorum, — dedi birden.
...bu sözleri duyar duymaz, Bahar’ın elleri onun omuzlarından kaydı...