Наталья Лариони

Наталья Лариони 

Автор женских романов и фанфиков

13subscribers

228posts

Showcase

18

Bahar, evrenin güneşi olmaya hazır mısın?

Bölüm 7. Kısım 5
Bahar, onun arkasından bakarken sanki kaçıyormuş gibi hissetti. Masanın yanında durdu, hiç dokunulmamış tabaklara baktı ve kalbi acıyla burkuldu. Sessizce iç çekti, ardından yavaşça merdivenlerden yukarı çıktı.
Evren saatini çıkarıp komodinin üzerine bıraktı ve yatağın kenarına oturdu. Bahar kapıyı kapattı, gözlerini ona dikti. Evren hâlâ kaşlarını çatmıştı, bakışları dalgındı. Bahar yaklaşıp yanına oturdu. Omzuyla onun omzuna dokundu, hafifçe itti.
— Evren, Cem tek başına bunun altından kalkamaz, — dedi yumuşak bir sesle, konuyu yeniden açarak; en azından şimdilik yemek masasını gündeme getirmek istemiyordu. — Hep senin dairede tek başına oturuyor.
Bahar dikkatle konuşuyordu, baskı kurmak ya da öğüt vermek istemiyordu. Sadece yanında oturuyordu, ikisi birlikte dolabın kapaklarındaki çiçek desenlerine bakıyorlardı.
— Düşünsün, — dedi Evren isteksizce. — Ona iyi gelir.
Bahar neredeyse gülümsedi. Elini onun üzerine koydu, bileğini sıktı.
— Gerçekten mi düşünmesini bekliyorsun? — dedi ve onun elini kendi dizine yerleştirdi. — Daha çok öfkelenecek, — diye ekledi, yüz profiline bakarken, — ve bu onu içten içe yıkacak.
Evren hâlâ kaşlarını çatıyordu; kaşları bir iniyor, bir kalkıyordu.
— Eee? — omuz silkti. — Ne öneriyorsun?
— Bir uğraşa ihtiyacı var, — iç çekti Bahar, — ne olursa olsun.
— Ne? — döndü ona doğru. — Kim kabul edecek? Onun geçmişini bilmeyen kalmadı. Herkes ne yaptığını öğrenecek.
Bahar gözlerini ondan kaçırmadı.
— Bu bir damga değil, — dedi ve parmak uçlarıyla onun kaşlarının üzerinden geçti, sanki biraz gevşemesini ister gibi. — Referanslar var, — diye fısıldadı ve durdu.
Evren birden gerildi. Bakışları sertleşti, diken gibi oldu.
— Hayır, — dedi kesin bir sesle. — Asla!
— Peki, — başını salladı Bahar, — ben yapabilirim.
Evren fırlayıp kalktı, odanın içinde birkaç adım attı, geri geldi, karşısında durdu.
— Sakın! — yumruklarını sıktı. — İstemiyorum! Sakın aklından bile geçirme!
Bahar ona yukarıdan aşağıya baktı, sessiz ama huzursuzdu. Gözlerinde acı ve hafif bir hayal kırıklığı vardı. Sonra onun elini tuttu, kendine doğru çekti. Evren tekrar yanına oturdu, bu kez diğer yanında. Yine omuzları değdi, yine dolap kapaklarındaki çiçeklere baktılar.
— O zaman sen git, — sessizliği bozan Bahar oldu. — Kendin git, Cem için.
— Ama sen rahatsız olacaksın, — sesi çatallandı. — Onu görmem, onunla karşılaşmam seni yaralayacak.
Bahar başını eğdi, omuzları hafifçe titredi. Cevap vermedi, sadece aşağıya baktı.
— Onu hep ben mi kurtaracağım? — öfkelendi Evren. — Bırak kendi kararını versin!
— Mecbur değilsin, — dedi Bahar sakin bir sesle, — ama o senin kardeşin, — hatırlattı. — Bazen sadece biraz itmek gerekir, — sesi yumuşak, nasihat gibi duyulmaması için dikkatliydi. — Zorlamak değil, yönlendirmek. Eğer referans gerekirse, — başıyla işaret etti, — ondan olsun. — Vücudunu hafifçe ona doğru eğdi, göğsünü omzuna yasladı, saçlarına dokundu.
Evren aniden döndü, gözlerinde bir anlık öfke, ardından meydan okuma parladı:
— Ciddi misin? Beni onun yanına mı göndereceksin? — Sesine rağmen Bahar bakışlarını kaçırmadı.
— Bu Cem için, — dedi. — Senin için değil. Onun için de değil, — ama sesi hafifçe titredi.
— Yani, onun hâlâ bir şansı olduğuna inanmasını mı istiyorsun? — gözlerinin içine baktı. — Bu seni rahatsız etmeyecek mi?
Bahar dondu kaldı. Gözleri büyüdü ama sakin kalmaya çalıştı.
— Ben öyle bir şey söylemedim, — dedi. Farkında olmadan sesi titriyordu.
— Yoksa sen mi emin olmak istiyorsun, aramızda bir şey olmadığını? — dedi Evren; bakışında hem öfke hem kırılganlık vardı.
Bahar gözlerini kaçırdı.
— Geçmişin eve dönmesini sevmem, — dedi soğukkanlı bir tonda.
— Demek ki kıskanıyorsun, — neredeyse alayla gülümsedi. — Ya Naz hâlâ beni bekliyorsa?
Sözleri ani çıkmıştı. Bahar onun şaka yaptığını biliyordu ama yine de yüzü kıpkırmızı oldu, vücudu titredi. Elini yavaşça onun omzuna koydu.
— Böyle şaka yapma, — dedi omzuna yaslanarak. — Ben sadece… seni kaybetmek istemiyorum.
— Affet, — dedi Evren, onun tepkisini görünce bocalayarak. — Söylememeliydim. Sadece… senden “beni seviyorum”u duymak istedim.
— Kıskançlık lüks, — dedi Bahar, sesi kısılmıştı ama elini çekmedi. — On altı yıl boyunca iki hayat süren bir kocam vardı. Gerçekten bunun umurunda olduğunu mu sanıyorsun? — Sesindeki acıyı duydu. — Gerçekten yeniden yaşamak ister miyim sanıyorsun?
Evren dondu kaldı. Yüzündeki gülümseme silindi. Usulca yanağını okşadı, saçlarını geriye itti. Bahar susuyordu, dudakları titriyordu. O, elini tutmak istedi, ama Bahar hafifçe uzaklaştı. Bu onu yaraladı.
— Bahar, — gözlerinin içine baktı Evren, yanağını onun yanağına yasladı, — ben Timur değilim. Çifte hayat yaşamayacağım.
Bahar sessizdi, ama gözlerinde hem şüphe, hem acı, hem de inanma arzusu vardı. Evren hepsini gördü, onu daha sıkı sardı. Onun irkilmesine, elinin omzuna dayanmasına aldırmadı, daha da yaklaştı.
— Yine de, itiraf edeyim, kıskanman hoşuma gidiyor, — kulağına fısıldadı. — Bu, bana değer verdiğini gösteriyor. — Yanağını onun yanağına sürdü.
Bahar aynı anda hem öfke hem de şefkat hissetti. Göğsüyle onu itti, ama hafifçe, oyun gibi.
— Sen imkânsızsın, — gözlerine dolan yaşları silerken gülümsedi. — Benim yaralarımla dalga geçiyorsun.
— Ben iyileştiriyorum onları, — yanağından, şakağından, alnından öptü. — Kendimce, — diye fısıldadı.
Bahar hafifçe gülümsedi, ama gözleri hâlâ yaşlıydı. Evren boynuna yaslandı. Bir süre odada sadece nefesleri duyuldu.
— Bana güven, — diye fısıldadı, — bir kere olsun, tamamen.
Bahar kollarında gevşedi, sırtındaki acıyı hissetmemeye çalıştı.
— Bu en zor olanı, — dedi.
Evren onu daha da sıkı sardı, dudaklarından bir iç çekiş kopardı.
— Ama benim için en önemlisi, — fısıldadı. — Sadece… korkuyorum. Seni yine kaybetmekten korkuyorum.
Bahar başını omzuna gömdü.
— Ben de korkuyorum, — dedi fısıltıyla. — Her dakika korkuyorum.
O da daha sıkı sarıldı.
— Noktayı ben koyacağım, — dedi Evren, derin bir nefesle. — Cem için… kardeşim için yapacağım.
Bahar’ın parmakları gömleğine sıkıca tutundu. Onu buna zorlamış gibi hissetti. Güvenmeye çalışıyordu ama içindeki huzursuzluk geçmiyordu.
— Hiç kimse yemeğe dokunmadı, — dedi Evren sessizce. — Sanki hiçbir şeyin önemi yokmuş gibi. — Omuz silkti.
Bahar hemen sarıldı ona, kendini yasladı.
— Bugün çok zor bir gündü, — diye fısıldadı. — Yarın herkesi toplarım.
— Hayır, — dedi Evren, çok hızlı bir şekilde. — Bana rica etme.
Uzun uzun onun gözlerine baktı.
— Yemeğimizi buraya getireceğim, — dedi Bahar fısıltıyla. Parmakları yine onun kaşlarına dokundu, düzeltmeye çalıştı. Evren kaşlarını çatmayı bırakmak zorunda kaldı.
Ona öyle bir sevgiyle baktı ki, bu akşamdan geriye bir şeyler kalmasını ister gibiydi.
— Ama ben yemek istemiyorum, — dedi Evren inatla.
Bahar gülümsedi.
— Ama ben istiyorum, — parmaklarıyla onun omzuna hafifçe vurdu. — Profesör, beni aç bırakacak mısınız? — diye sordu. Evren’in bakışları bir anda kıvılcımlandı.
Sonunda güldü. Gözleri yumuşadı, sıcaklıkla doldu.
— Yani kabul ediyorsun, ben senin doktorunum, öyle mi? — dedi, bakışlarını dudaklarına indirerek.
Bahar hemen yataktan fırladı, ondan uzaklaştı.
— Annemin dediği gibi, hangimizin profesör olduğu belli değil, ama sen doktorunu dinlemek zorundasın. Ben doktorum, o yüzden… — derin bir nefes aldı. — Biraz dinlen, ben Umay’ın yanına çıkıyorum, tamam mı? — Ona bir öpücük gönderdi ve hızla odadan çıktı…
***
Bahar yavaşça yukarı çıktı, kapıyı hafifçe tıklattı.
— Girebilir miyim? — diye fısıldadı.
Cevap gelmedi, kapıyı araladı ve Umay’ı gördü. Kızı yatakta oturmuştu, dizlerini kollarıyla sarmıştı. Lambanın ışığı yüz profilini aydınlatıyordu. Ağlamıyordu, ama yüzünde derin bir kaygı vardı.
Bahar yaklaştı, yanına oturdu. Birkaç saniye sessizlikte kaldılar.
— Korkuyorum, anne, — dedi Umay, sesi neredeyse duyulmazdı.
Bahar’ın göğsü sıkıştı, eli kalbine gitti, kızına döndü. Çok iyi anlıyordu: Umay için her şey ilkti — ilk duygu, ilk bağlanma, ilk hayal kırıklığı. Cem ailede kalmıştı ama onun değildi artık. Umay henüz aşkı acıdan ayırmayı bilmiyordu; bu yüzden Cem’in her bakışı sandığından daha çok acıtıyordu. İlk aşkı mutsuz olmuştu, yara hâlâ tazeydi.
— Neyden korkuyorsun, yavrum? — diye sordu Bahar.
— Senin gideceğinden, — dedi Umay, gözlerini kaçırarak. — Babam gibi. Sen hep herkes içinsin… hastaların için, kardeşin için, Evren için. Benim için nerede olduğunu bilmiyorum.
Sesi o kadar kısıktı ki, Bahar’ın canı daha çok yandı. Sessizce kollarını açtı, kızına sarıldı. Önce Umay hareketsiz kaldı, sarılmasına izin verdi; sonra başını annesinin omzuna yasladı.
— Ben buradayım, — Bahar saçlarına yüzünü gömdü. — Hiçbir yere gitmeyeceğim.
— Ya Evren… senden çocuk isterse? — diye bakışlarını kaldırdı. — Senin iyi olduğuna emin misin? Seni muayene etti mi?
Bahar kızını dinlerken içinde bir utanç kıpırdadı. Kendine, yetişkin bir kadın olarak yeni bir mutluluk hakkı tanımıştı; ama kızı henüz ilk kaybını yaşıyordu. Evren’le sevinmeye hakkı var mıydı, eğer Umay aynı anda aşka olan inancını kaybediyorsa? Onu daha da sıkı sarıldı. Gözleri doldu ama sesi dingindi.
— Ben iyiyim, — dedi. — Nerede sınırım olduğunu biliyorum. Evren de biliyor. Birlikte her şeyin üstesinden geleceğiz, tamam mı? Siz bize güvenmelisiniz.
Umay başını kaldırdı, annesinin gözlerine baktı.
— Bu mu mutluluk, anne? — dedi. — Sen onu seviyorsun, o senden çocuk istiyor ve senin için ne kadar tehlikeli olduğunu bile bile… Peki, mutluluk bunun neresinde? Bu mu aşk? Bu kadar acıtırken, bu kadar korkuturken?
Bahar biliyordu: çocuklarının görmesi gerekiyordu ki aşk farklı da olabiliyordu. Gerçek. Sadık. Timur’la olan evliliği gibi değil, Umay’ın Cem’le yaşadığı hayal kırıklığı gibi hiç değil. Evren’le mutluluğu, kızına aşkın var olduğunu kanıtlamalıydı.
— Seviyorum, — gülümsedi Bahar. — Ve mutlu olmak istiyorum, — diye fısıldadı. — Yanımda olmanızı, anlamanızı istiyorum: Benim mutluluğum sizden ayrı değil. Sizinle ve Evren’le birlikte.
Duyguları daha da karmaşıklaşıyordu: suçluluk ve şefkat, korku ve umut. Bir kavşaktaymış gibi hissediyordu — kadın olarak sevgisiyle, anne olarak rolü arasında. Ama uzun zaman sonra ilk kez korkuların ötesinde düşündü: Onun da mutluluğa hakkı vardı. Kızı buna inanmayı henüz öğreniyor olsa bile.
Umay hıçkırdı ama ağlamadı, tekrar annesine sokuldu. Birkaç saniye sessizlikte, sadece nefeslerini dinlediler.
— Senin mutlu olmanı çok istiyorum, anne, — diye fısıldadı Umay. — Ama söz ver, seni kaybetmeyeceğiz.
— Söz, — Bahar saçlarına bir öpücük kondurdu, gözlerini kapattı.
— Ya bir daha hiç sevemezsem? — dedi Umay kısık sesle.
Bahar irkildi. Kızının saçlarını okşadı, gözlerini bir anlık kapadı.
— Öyle gelir bazen… acıdan sonra, — diye fısıldadı. — Sanki her şey bitmiş, kalbin kapanmış gibi. Ama kalp iyileşmeyi bilir, yavrum. İnan bana, — Umay ona bakınca devam etti, — kalbin yeniden açılacak.
— Ya açılmazsa? — inatla dedi Umay. — Ya hep korkarsam?
— O zaman daha temkinli seversin, — saçlarını düzeltti Bahar, — ama o da aşktır. Aşk hep beklemediğimiz gibi gelir.
Kapı aralandı, Parla içeri girdi. Yatağın kenarına oturdu. Hiçbir şey söylemedi, sadece Bahar’la Umay’a bakıyordu.
— Sana imreniyorum, anne, — dedi Umay. — Cesursun. Yeniden sevebildin. Ben düşünmeye bile dayanamıyorum.
— Ben de korktum, — dedi Bahar, nefesini tutup ağırca bırakırken. — Kalbim bir daha uyanmaz sandım. Ama Evren… yanımda. Ben de cesaret ettim.
— Ya bizde öyle olmazsa? — Parla sessizce sordu.
Bahar gülümsedi, hem yumuşak hem hüzünlü.
— Bize de kimse sevgiyi öğretmedi, — dedi. Parla yanına kayınca, onu da kucakladı. — Biz kendimiz öğreniyoruz. Sevgiyi göstermeyi öğreniyoruz. Hata yapıyoruz, korkuyoruz… ama yine de devam ediyoruz.
Parla başını Bahar’ın omzuna koydu.
— O hâlde birlikte öğreneceğiz, — diye fısıldadı Bahar. — Ben, siz… belki de sizin çocuklarınız bir gün. Onlar bilecekler, sevgi gösterilmeli, yaşanmalı. — Bir an sustu, içinde bir şey kıpırdadı.
Umay annesinin omzuna yaslandı.
— Peki sen gösterebiliyor musun, anne, sevdiğini? — diye sordu aniden.
Bahar durdu. İlk kez fark etti: ne kadar az izin veriyordu kendine basit hareketlere — sebepsiz, sırf içinden geldiği için. Çocuklarını seviyor, onlarla ilgileniyordu… ama bir erkeğe sevgisini göstermeyi unutmuştu. Timur’un buna ihtiyacı olmamıştı, zamanla önem vermemişti. Ama şimdi Evren için bunun çok önemli olduğunu hissediyordu. Gözleri kapıya kaydı.
— Belki haklısın… — iç çekti. — Hep içimde tuttum. Göstermekten korktum. Belki de açıkça sevmeyi unuttum, — sanki kendi kendine soruyordu.
— Biliyorsun, — mırıldandı Umay. — Sadece saklıyorsun. — Sonra ekledi: — Babamın seni hiç kucakladığını hatırlamıyorum. Hiç öpüştüğünüzü. Hiç birlikte bir yere gittiğinizi… bir kere bile.
Parla başını hafifçe salladı, konuşmadan dinliyordu.
— Bizde farklıydı… — diyebildi ancak Bahar.
— Demek ki aşk zamanla bitiyor? O zaman neden sevelim ki? — yine başa döndü Umay.
Bahar gözlerini kapattı, dizlerinin üzerinde ellerini sıktı.
— Bitmez… — sesi hafifçe kısılmıştı. — Eğer gerçekse, kalır. Ama ona sahip çıkmazsan, göstermezsen… o zaman saklanır. Çok derine gömersen de yokmuş gibi gelir. — Bahar sustu, uzun süre sustu, gözlerini kırpmadan baktı. Sonra birden konuştu: — Aşk gitmez. İnsanlar göstermeyi unutur.
Umay elini uzatıp Bahar’ın avucunu sıktı. Parla onları daha sıkı sardı.
— İşte böyle, — dedi Bahar’ın gözleri yaşla dolarken. — Konuşmak, elini tutmak, sarılmak. Korksan bile.
Ve o anda, aşağıya inip Evren’i sıkıca kucaklamak, öpmek, ona “seni çok seviyorum” demek istedi…
***
Onu çok seviyordu, ama bir süre yalnız kalmak istiyordu. Reha uygun bir anı yakaladı, onun avucunu sıktı ve dedi ki:
— Gülçiçek, hayatım, bana biraz su alır mısın? — gülümsedi. — Ama bildiğin, sevdiğim markadan.
Gülçiçek gülümseyerek başını salladı. Onun aslında su değil, birkaç dakikalık sessizlik istediğini çok iyi anlamıştı. Yine de çantasını aldı, dışarı çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz, Reha komodinin üzerindeki tablete uzandı. Parmakları titriyordu ama alışkanlıkla hızlıca hasta listesini açtı. Gözleri satırların üzerinden kaydı, sonra donakaldı. Kalbi sıkıştı, hızla çarpmaya başladı; eli göğsüne gitti.
Kadın, 29 yaşında. Karaciğer nakli: 18 ay önce. Hamilelik: 24. hafta. Kalbi durmuş. Yoğun bakım. Tahmin — yapay doğum.
Reha nefesini tuttu. Tableti öyle bir sıktı ki sanki gördüklerini silebilecekmiş gibi. Ekranı hızla kapattı, gözlerini yumdu. O satırlarda çok fazla acı vardı, fazlasıyla tanıdık bir acı.
Kapı açıldı. Tableti hızla komodinin üzerine koydu, üstünü gazeteyle örttü. Gülçiçek içeri girdi, elinde cam şişe su vardı. Gülümsedi, ama Reha hemen fark etti: onu da bir şey rahatsız ediyordu. Hafifçe sessiz, biraz dalgındı. Şişeyi açtı, bardağa su doldurdu. Alışkanlıkla sandalyeyi çekti, battaniyeyi düzeltti, sanki bunu ömrü boyunca yapıyormuş gibi.
— Neyin var? — diye sordu Reha, başını hafifçe kaldırarak. — Sanki burada değilsin, yanımda değilsin.
Gülçiçek derin bir nefes aldı. Şişenin kapağıyla uzun süre oynadı.
— Reha… — dedi usulca, neredeyse fısıldar gibi. — Bahar yeniden… — gözlerinde kaygı vardı, — hamile kalabilir mi? Doğum yapabilir mi?
Reha’nın yüzü soldu, elini sıktı.
— Gülçiçek… tek yapabileceğimiz güvenmek, — dedi güçlükle. — Her şey tıbbın elinde değil, — sesi sakindi ama o çoktan öğrenmişti, bu tonun ardında hep endişe gizlenirdi. — En önemlisi, onun yaşamaya gücü var. Geri kalanını hayatın kendisi belirleyecek. Bahar bedenini herkesten iyi tanır. Ve Evren… asla onun hayatını tehlikeye atmasına izin vermez, — dedi ve sustu.
— Ben sadece onun mutlu olmasını istiyorum, — dedi Gülçiçek, başını eğerek gözyaşlarını gizledi.
Reha, parmaklarının titremesine izin vermeden onun elini okşadı.
— Zaten var, — dedi fısıltıyla. — Sen varsın. Biz varız. Geri kalanı bizim kararımız değil.
Sözleri güven veriyordu ama sadece onun için. Reha’nın zihninden o hastanın bilgileri silinmiyordu. Tabletteki kısa kayıttan, Gülçiçek’in sorusundan içi hâlâ ağır bir yükle doluydu.
— Kendini bununla yorma, — dedi. — Bizim yapabileceğimiz tek şey sevmek, yanında olmak. Bazen bu, bütün tahminlerden daha değerlidir.
Gülçiçek başını salladı, biraz daha sıcak bir gülümseme belirdi ama avuçları hâlâ soğuktu. Reha doğruldu, onu kucakladı, bakışlarında en ufak bir kaygı gölgesine bile izin vermedi…
***
Yatak odasının kapısında duraksadı… sonra yürüyüp geçti. Bahar aşağı indi, masanın yanında durdu. Akşam yemeği hâlâ dokunulmamıştı. Düzenli dizilmiş tabaklara, peçetelere baktı, eli titredi. Yavaşça toplamaya başladı. Her hareketi sessizdi, neredeyse duyulmaz. Bazen duruyor, kulak veriyordu… ama hayır, ev sanki derin bir sessizliğe gömülmüştü. Bahar, o sessizliği bir tabak şıngırtısıyla bile bozmaktan korkuyordu.
— Yardım ederim, — Yusuf’un sesini duyunca arkasına döndü.
O hiçbir şey sormadı, sadece bir tabağı aldı, mutfağa götürdü. Hareketlerinde telaş yoktu; öyle uyumlu, sanki bunu hep birlikte yapmışlar gibi.
— Teşekkür ederim, — dedi Bahar, ellerini havluyla kurulayıp ocağı açarken.
Yusuf sadece başını salladı. Onu izledi; kahve pişiriyordu, buzdolabından birkaç şey çıkardı, tepsiye koydu. Anladı: Bahar akşam yemeğini topluyordu… ama ikisi için.
— Bahar, — dedi, bakışlarını kendisine çevirmesini isteyerek. — Siz… — duraksadı, Bahar’ın kaşları hafifçe kalktı, — siz bizim hastamız olmayacaksınız, değil mi? — çok dikkatle sordu.
Ne kadar özenle sorsa da, sorusu fazla açık, fazla doğrudan çıkmıştı.
— Ben zaten iki kez Evren’in hastası oldum, — gülümsedi Bahar. — Üçüncü kez asla olmayacak.
Yusuf başını salladı, gözlerini indirdi; onun endişesini fark etmeyeceğini sandı.
— Sadece güvenmek gerek, — diye fısıldadı Bahar. — O zaman her şey yoluna girer.
Sözleri öyle bir güvenle çıkmıştı ki, evin içinde bir anlığına sıcaklık yayılmış gibi oldu.
Bahar tepsiye iki fincan, küçük bir cezve, peynir ve dilimlenmiş yiyeceklerin olduğu tabak, sebzeler, meyveler, ekmek ve tereyağı koydu. Hareketleri o kadar alışılmıştı ki, sanki her gün böyle akşam yemeğini hazırlıyordu. Yalnız bu kez biraz daha ağırdan alıyordu. Tepsiye son kez bakıp derin bir nefes verdi.
— Şimdi dinlenme vakti, — gülümsedi. — Yarın zor bir gün olacak.
— Ağır, — diye onayladı Yusuf, tepsiyi eline aldı.
— Ben başarırım, — dedi Bahar, ama yine de onun yardım etmesine izin verdi.
Birlikte yukarı çıktılar.
— Gece kahvesi mi? — Yusuf başıyla cezveyi işaret ederek sordu, bu saatte doğru olup olmadığını öğrenmek ister gibi.
Bahar başını salladı, elini savurdu. Dün Evren’in kahveyi yasakladığını hatırladı, ama bu gece onun yanında buna cesaret edemeyecekti, diye gülümsedi.
— Gerekli, — dedi Bahar.
Yusuf omuz silkti, kapının yanında durdu.
— Biliyor musunuz, — dedi, tepsiyi ona verirken, — hiçbir zaman doktorların evinde bu kadar… basit şeyler olacağını düşünmezdim. Akşam yemeği, kahve… ilgi. Hep başkalarını düşünüyorsunuz.
Bahar ona yumuşak bir bakışla baktı, aslında onun ne kadar ilgiye ve sıcaklığa aç olduğunu fark ederek.
— Olması gereken bu. Doktor bunlar olmadan dayanamaz. Ama… — tepsiyi kendine biraz daha yaklaştırdı, — bazen benim için de birinin düşünmesi önemli.
Yusuf başını salladı, bakışı ciddileşti. Kapı koluna bastı, Bahar omzuyla kapıyı itti. İçeri girer girmez Yusuf kapıyı kapattı. Hâlâ kahve kokusunu duyuyordu, masa lambasının ışığını görmüştü. İstemeden gülümsedi. Sanki bu, sessiz bir söz gibiydi: bu gece en azından biri yemek yiyecek, biri bir başkasına bakacaktı…
***
Odada yumuşak bir loşluk vardı. Evren kollarını başının altına koymuş, tavana bakarak yatakta uzanıyordu.
Bahar tepsiyi komodinin üzerine bıraktı, arkasına döndü. Onun kalkıp yanına gelmesini bekledi, ama Evren kıpırdamadı bile.
— Evren, — dedi kısık sesle. Hiçbir tepki vermedi.
Bahar gülümsememek için dudağını ısırdı, yanına yaklaştı, eğildi; dudakları yanağına değdi, eli saçlarının arasından geçti. Evren’in gözleri istemsizce kapandı. Bahar gülümsedi.
— Evren, hadi, — diye fısıldadı, yatağın yanında durarak.
— İstemiyorum, — diye homurdandı ve gözlerini açtı.
Bahar derin bir nefes aldı, yanına oturdu. Evren yine tavana bakıyordu. Onun tişörtünü düzeltti, eli omzunda bir süre kaldı — hiçbir tepki yoktu. Parmak uçları koluna hafifçe dokunuyordu. Dirsekten bileğe doğru uzun çizgiler çizdi. Vücudu belli belirsiz ürperdi, teninde tüyler diken diken oldu. Ama Evren hâlâ kendini tutuyordu.
— İnatçısın, çocuk gibisin, — diye fısıldadı Bahar, yanağına bir öpücük kondurup kalktı.
Yatağın etrafını dolaştı. Gözleri sehpanın üzerindeydi: kitaplar, defter, bilgisayar, dergilerle doluydu. İç çekti, komodine yöneldi ama ayağı yerdeki bavula çarptı.
— Ah! — dudaklarından kaçtı, baldırını tuttu.
Bavuk ortada açık şekilde duruyordu. Üzerinde sandalyeye asılmış pantolon, yerde buruşturulmuş gömlek… Sabah telaşla hazırlanmışlardı, akşam eve dönmeye gecikmişti. Şimdi yatak odası karmakarışık bir hâl almıştı. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. Eğildi, eşyaları içeri tıkıştırdı, bavulu kapattı. Arkasından yatağın gıcırdadığını duydu. Fermuarı çekti, bavulu kaldırdı. Arkasında bir hışırtı oldu. Sapı tuttu, kendine doğru çekti.
— Ne yapıyorsun? — dedi Evren’in boğuk sesi arkasından.
Bahar döndü, ne demek istediğini anlamamıştı; gözlerinde şaşkınlık vardı.
— Benden sıkıldın mı? — Bir adım attı ona. — Beni göndermek mi istiyorsun? — Öfkeliydi ama bakışlarında panik de vardı.
Önce donakaldı, sonra ne kastettiğini anlayınca dudakları titredi; neredeyse gülecekti ama kendini tuttu. Yüzünü çevirdi, bavulu çekerek yürüdü.
Evren ona korkuyla ve öfkeyle bakıyordu. Gerçekten mi kapıya götürüyordu? Az kalsın kendi eşyalarını alıp çıkacaktı ki, Bahar’ın kapıyı geçip giyinme odasına yöneldiğini fark etti.
Bahar bavulu içeri sürdü, dolabı açtı. Bir an tereddüt etti, sonra kendi eşyalarını kenara çekip birkaç çekmece boşalttı. Evren’in eşyalarını tek tek katladı, yerleştirdi. Ayrı bir küçük yığın yaptı, ütülenecekler için.
Evren kapıda duruyor, onun yavaş ve ölçülü hareketlerini izliyordu. Kumaşın hışırtısını dinledi, gözlerini ondan ayıramıyordu. Bahar doğruldu, raflara baktı, çekmeceye, sonra ütülenmesi gereken iç çamaşırlarına. Kaşlarını çattı — çok az eşya getirmişti.
Fark etmedi bile, Evren yanına yaklaştı. Ancak eli beline konunca, dudakları boynuna değince gözlerini kapatarak nefes verdi. Evren onu kendine çekti, çenesini omzuna koydu, kolları belinde birleşti. Bahar kıpırdamadan bekledi, sıkıca sarılacak diye hazırlandı, hatta acıyı gizlemeye… ama Evren sadece usulca sarıldı.
— Bavulum sana mı takıldı? — Sıcak nefesi boynuna vuruyordu.
— Sıkıldığından mı korktun? — Başını geriye yasladı, sırtını ona verdi.
— Bunu şaka yollu bile söyleme, — aniden gerildi.
— Yani sana her şey serbest, bana değil mi? — dedi Bahar.
Onun kolları daha da sıkılaştı.
— Demek önce yemeği seçtin, — dedi, sesi daha yumuşak çıkıyordu.
Bahar’ın kaşları hafifçe kalktı.
— Bilmiyorum, — omuz silkti, — hep söz veriyorsun sadece.
Ellerini onun ellerine koydu. Daha nefes alamadan, Evren onu aniden kendine çevirdi. Dudakları dudaklarına kapandı. Öpücük hızlıydı, açgözlü, sert… ama içinde bir rahatlama da vardı.
Bahar ellerini omuzlarına koydu, ona sarıldı, hemen ardından hafifçe geri çekildi.
— İşte şimdi yemek yiyebiliriz, — dedi gözlerine bakarak.
— Öpücükten sonra mı yemek? — dedi, bakışlarını ayırmadan.
— Ancak öyle, — karşılık verdi; gülümsemesinde hafif bir oyunbazlık vardı.
Evren onu bıraktı ama hemen değil. Ellerini belinde tuttu, sonra derin bir nefes verip geri çekildi.
— Git, ben sadece üstümü değiştireyim, — dedi Bahar, dolabın kapağını kapatırken gülümseyerek.
— Yardım edebilirim, — dedi, ona doğru adım atmaya hazırken.
— Kendim hallederim, — eliyle durdurdu. — Sen kahveyi doldur lütfen, — diye ekledi.
Evren başını salladı, anlamamış gibi. Yine de döndü, odadan çıktı. Bahar derin bir nefes verdi. Morluklarını gizlemeyi başarmıştı ama akşam daha yeni başlıyordu.
İnce, uzun bir sabahlık seçti; daha çok erkek gömleğini andırıyordu. Evren’in bakmadığından emin olunca hızla soyundu, sabahlığa girdi, kemeri sıkıca bağladı.
— Bahar, — sesinde sabırsızlık vardı; istediği an kapıyı açabileceğini biliyordu.
Odaya kendi çıktı. Evren çoktan masayı boşaltmış, tepsiyi koymuş, kahveyi doldurmuştu. Bahar’a baştan aşağı baktı, bakışından nefesi kesildi. İlk kez yatak odasında yemek yiyeceklerdi, ilk kez ortak yaşamları böyle başlıyordu.
Evren, Bahar yerleşene kadar sandalyeye oturmadı. O karşısına oturunca Bahar ona bir parça ekmek uzattı. Evren aldı, kahvesinden bir yudum içti.
— Soğumuş, — dedi hoşnutsuz bir sesle.
— Suç senin, — dedi Bahar, kahvesini keyifle yudumlarken.
Evren neredeyse gülümsedi. Bir süre sessizlik içinde yemek yediler. Fincanı tabağa bıraktı, parmağını kenarında gezdirdi.
— Bahar, — dedi yumuşak bir sesle. Bahar irkildi; fincanı koyarken tıngırdadı. — Konuşmamız gerek.
Bahar başını kaldırdı, dondu. Sonra yavaşça bıçağı aldı, ekmeğe tereyağı sürdü.
— Bahar, baskı yapmak istemem, — dedi Evren başını sallayarak. — Ama sen konuşmaktan kaçıyorsun. Odada sana söyledim…
— Evren, lütfen, — sözünü kesti. Bıçak elinden kayıp masaya düştü. — Üzerime geliyorsun.
— Sen de susuyorsun, — dedi Evren, aniden kalkıp önünde diz çökerek.
Bahar şaşkınlıkla baktı; ondan bunu beklemiyordu. Elinde hâlâ tereyağlı ekmek vardı, farkında değildi. Evren’in elleri dizlerine kondu.
— Bizimki farklı, — dedi alçak sesle. — Sen benim hastam değilsin, Bahar. O değilsin. Yoğun bakımda yatmayacaksın. Bizimle olacak. Ama bilmeliyim. Sağlığından emin olmadan yaşayamayacağım. Ne olur, bana güven.
Gözlerinde kendi korkusunu gördü; aynı korkuyu kendi de taşıyordu. Verdiği karar herkesi etkileyecekti.
— Evren, — ekmeği tabağa bıraktı, — bana zaman ver, — diye fısıldadı. — Hazır değilim. Zaman ver, Evren. Bugün karar vermeye zorlama.
— Bahar, — elini sıktı, — ya şimdiden hamileysen? Bilmeliyim, iyi olduğunu bilmeliyim.
Gözlerini kapattı. Yavaşça eğildi, ona sarıldı. Evren bir şey daha söylemek istedi, dudakları kıpırdadı ama Bahar eliyle ağzını kapattı.
— Şşş, — diye fısıldadı yanağına yaslanarak. — Ne olur, Evren.
Evren dondu. Sadece nefesi onun parmaklarına vuruyordu. Belinden sardı. Birkaç saniye öyle kaldı, sonra eline dudaklarını dokundurdu. Bahar gözlerini açmadan gülümsedi, gözleri yaşlıydı.
Odayı yine sessizlik kapladı. Sadece nefesleri duyuluyordu. Ve yatak odasında, soğumuş kahvenin kokusu dolaşıyordu…
***
Karanlığa çıktı. Adımları terasta yankılanıyordu. Sert Kaya korkuluğun yanında durdu, elleri soğuk taşa yaslandı. Birkaç saniye boyunca gecenin şehir ışıklarına baktı, sonra yavaşça başını çevirdi, bakışları hastanenin pencerelerinde durdu.
— Ne diyelim, Leyla… — dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. — Bizim karşılaşmamız hiç olmadı. Ailemi yıktın. Amerika’ya kaçtın, beni yalnız bıraktın. Döndün ve öldün.
Dişlerini sıktı, çenesi kasıldı.
— Şimdi senin aileni yok edeceğim. Tek tek. Yavuzoğlu’ndan kimse kalmayacak.
Ay, onun siluetini aydınlattı, sonra bulutun arkasına saklandı. Teras yeniden karanlığa gömüldü…
Go up