Bahar, evrenin güneşi olmaya hazır mısın?
Bölüm 4. Kısım 4
— Bahar, nereye koşuyoruz? — diye soluklandı Evren, asansörün önünde onu yakalayarak.
— Çağla muayene odasında, — göğsüne bastırarak nefes nefese, düğmeye bastı.
— Ne oldu? — Evren, onun elini düğmeden çekip kendi avucunda tuttu.
— Hayır… — gözleri umutsuzca gezindi; o ise nasıl olsa önceki gibi onu sakinleştiremiyordu, iletişim kuramıyordu artık.
Yine hareketlendi, hızla yürümeye başladı, yürüyen merdivene atıldı. Bahar iki basamağı birden atlayarak, arkadaşının yanına bir an önce ulaşmak istercesine ilerledi. Evren peşinden geldi, endişesi ona da geçmişti.
— Bahar, beni korkutuyorsun, — neredeyse bağırarak arkasına seslendi; o da hızla aşağı iniyor, basamakları atlayarak...
Oysa Bahar sanki duymazdan geliyordu, kulaklarında nabzı çarpıyor, düşünemiyordu bile.
— Ne? — diye nefes aldı, Ferdi'nin elinden çeki kartını kaptı.
Doruk sensörleri bağlamakla meşguldü. Yanına kısık bir bakış atarak Evren’e göz ucuyla baktı. Ferdi, Evren’e önlük uzatmıştı; Evren omuzlarına giydi. Ferdi, Bahar’a eldiven uzattı; Bahar ise Çağla’nın kartını ona uzatıp ona döndü.
— Hasta, 44 yaşında, — dedi Doruk başlarken.
— Kes sesini, — diye sözünü kesti Bahar; arkadaşını hızlıca gözden geçirmişti. — Ne oldu Çağla? — omuzlarına ellerini koydu.
Çağla’nın dudakları titriyordu, elleriyle karnını kapatıyor, sanki hayatındaki en kıymetli şeyi koruyormuş gibiydi.
— Bilmiyorum… — fısıldadı — aşağısı, solda yanıyor, künt bir ağrı, halsizlik, kanıyor — adet değil… Ben kaç gündür... — Bahar’a baktı — felaketten kaç gün geçti? — diye sordu.
Baharın yüzü soldu. Evren irkildi.
— Yumurtlama ne zaman olmuştu? Takip ediyordun, değil mi? — diye sordu Bahar; Evren onun nabzına elini koymuş, monitörle karşılaştırıyordu.
— Evet, — başını salladı Çağla; sedyenin üzerinde kımıldamak bile istemiyordu. — Kaç gün geçti? — diye tekrar sordu.
Bahar Evren’e baktı — sanki şu anda soruyormuş gibi — Timur’un saatini ne zaman getirdin:
— Beş, belki altı, — dedi kafasını sallayarak, sayamadığını belli ederek, — günlerin içinde kayboldum, — itiraf etti, — Aliya’nın ameliyatını hazırlarken.
— Beş, — onayladı Bahar ve Çağla’ya döndü.
— Biz... öncesi... hatırlıyorum... yumurtlama oldu. — Çağla’nın gözleri yaş doldu.
— Sakin ol, — eğilerek sesini alçalttı Bahar; ona yaslanmış, titrediğini hissetti — hemen ultrasona gideceğiz, duyuyor musun, şimdi. Doruk, HCG için kan al, — diyerek doğruldu.
— Doruk da doktor, — hatırlattı Evren ve hemen karşısında öfkeyle baktı. — Sen doktor musun, Doruk — artık asistan değil!
— Tartışacak yer zaman bulduk ha, — sinirlendi Bahar.
— O senin asistanın değil, — baskısını sürdürdü Evren; hep onun yanında olmasından bıkmıştı. Şu an en uygun zaman olmadığını anlayarak kendine hâkim olamıyordu. — Onun kendi hastaları var!
— Kani alırım ben, — uzattı elini Doruk ve Ferdi gereken her şeyi hemen verdi.
— Sırta vuruyor, — Doruk kan alırken, Evren göz ucuyla izlerken, Çağla devam etti — sanki yer altımın altı gidiyor gibiydi, dün bile hissettim.
Bahar yanağından yanağına yapıştı, saçlarını okşadı.
— Psikosomatik değil, biliyorum, Bahar, — hıçkırarak, — içinde bir şey var, anlıyor musun?
— Her şey mümkün, — fısıldadı Bahar neredeyse kulağına.
— Bu benim son şansım, Bahar; yumurta kalmadı ve yaş... — Çağla omuzlarına tutundu, kollarını karnından çekti — testis olmayan (tüp) değil değil mi, Bahar? — sesi yükselmişti.
Ve sessizlik çöktü. Evren aniden bir yana sıçradı, sanki darbe almış gibi. Bahar duraksadı, kımıldamadan, Çağla’nın yanında eğilmiş durdu. Ferdi gözlerini kocaman açtı. Doruk soluksuz kaldı. Öbür taraflarda, o sedyeyle doktorları ayıran ince tülün ötesinde hayat devam ederken, burada bir boşluk oluşmuş gibiydi.
— Dram yapmayın, — yavaşça doğruldu; bakışı sakin, hareketleri kendinden emin, tek bir kelime, bütün iradesini ovuşturup, duyguları arkada bırakarak, el sallayarak işaret etti.
Ferdi hemen ultrason cihazını getirdi. Evren kenara çekildi. Nefesi ağır, bakışı gergin, alnında ter vardı... sanki o anı yeniden yaşıyordu... ama yerinde Çağla vardı. Bahar ise saçlarını toplamış, kalemle tutturmuş, arkadaşına gülümsüyor ama bakışı aynı kalmıştı — boş değil, mesafeli değil, canlı ve biraz da muamma.
Böyle bir bakışını daha önce görmemişti Evren; sanki o anda Bahar, her şeyden — hastasından başka — tamamen kopmuştu. Bu artık arkadaşı değildi; çözülmesi gereken tıbbi bir durumdu.
— Demek altı gün olmuş, — fısıldadı Çağla, monitöre dönerek, ama Bahar Evren’e baktı, o da ayağa kalktı, onu örtecek şekilde önüne geçerek — yumurtlama sırasında, eminim — Çağla Evren’e bakıyordu.
Bahar incelemeye devam etti. Doruk ve Ferdi arkada duruyordu. Evren onun karşısındaydı. Çağla gergin bir şekilde boş bakışlarla Bahar’a, sonra Evren’e bakıyordu; kimse konuşmuyordu.
— Hepiniz çıkın, — birden emir verdi Bahar, sedyenin yanından hafifçe uzaklaşarak.
— Ne? — Çağla kalkmaya çalıştı; Evren onu yeniden yatırdı.
— Başka bir ultrason yapacağım, sakin ol, — rica etti Bahar, — başka bir ultrason gerekli.
— Ne gördün? — Çağla cevap bekleyerek çarşafı sıkarak sordu. — Ne?
— Erken, — tek kelimeyle cevap verdi Bahar. — Evren?! — bakışıyla ona sordu.
Adam yere kök salmış gibiydi, kımıldayamıyordu. Gözünü tutmaya çalıştı, bir duygu yakalamaya, fakat yüzünden hiçbir şey okunmuyordu... gerçekten doktor olmuştu; gerçek bir doktor— kendi isteyince yüzü okunmadan. Evren zorla bir adım attı, sonra Doruk ve Ferdi ile birlikte perdeli alandan çıktılar.
— Bahar, — Çağla endişeyle baktı ona.
— Rahim boş, — fısıldadı Bahar, — endometriumu görmem gerek. Bekle, — dedi.
Çağla yastığa yaslandı. Dudaklarını ısırıyordu; gözyaşları yanaklarından süzülüyordu. Bahar’ın sesi kulaklarında yankılanıyordu— “rahim boş.”
Bunu duyunca Evren yumruklarını sıktı. Tüm acil bölümü yıkacak gibiydi, ama perdeli alanda dimdik durup ileri bakıyordu; sanki Bahar’ın içinde her şeyi görebilecek, okuyabilecekmiş gibi.
— Endometrium kalınlaşmış, — duydu Bahar’ın sessiz sesini — implantasyon öncesi gibi.
Düzgün, sessiz bir ses— içini rahatlatmalıydı, fakat içinde fırtına kopmaya başlamıştı. Çocuklarını kaybetmişlerdi; onun acısından, kayıptan konuşamamışlardı... her şey çok hızlı olmuştu... ve şimdi Çağla, canlı bir hatırlatma gibiydi.
— Sol tüpte sıvı var, — zorlukla duydu Evren, ve devamında geldiği, onu tespit direğine tutunmaya itmişti — yaklaşık 0,7 cm’lik küçük bir oluşum.
Evren gözlerini kapattı. Her şey yeniden yaşanıyordu. İçinde bir ağrı kıvrandı, tüm vücudu kasıldı, nefesi kesildi… Perdeye bakıyordu; o oradaydı. Bahar bunu nasıl yaşıyordu? Perdeyi aralayarak içeri girmek, onu sıkı sıkı kucaklamak, saçlarını okşamak, yanında olmak istiyordu ama sadece öylece durdu, nefes almakta zorlanarak… Bahar ise harekete geçmişti, durmaya vakti yoktu. İncelemeye devam etti.
— Ne? — dedi Çağla, sesi boğuklaşmıştı, sanki o tek kelimeyle tüm yaşamı çekip gitmişti.
Evren alnını sıraya yasladı. O kadar gergindi ki… Bahar’ın ne diyeceğini duymaya çalışıyordu. Aslında cevabı biliyordu ama Bahar neden hâlâ söylemiyordu, anlamıyordu. Hatta Çağla bile anlamıştı… ama Bahar sessizdi… neden? Gözlerini kapattı, yutkundu.
— Bu belki de… erken bir blastosist, — Bahar konuşmaya başladı; ama ne Evren’in ne de Çağla’nın beklediği sözlerdi bunlar. — Belki henüz yerleşmemiştir, ama orada. Biliyorum, kulağa çılgınca geliyor ama eğer şimdi müdahale edersek — birkaç saatlik bir şansımız var, — sustu.
Evren nefesini tuttu. Kalbi kulaklarında gürültüyle çarpıyordu. Öne eğildi, onun her kelimesini yakalamaya çalıştı.
— Deneyebilirim, — dedi Bahar’ın sesi ve Evren gözlerini açtı.
Duyduklarına inanamıyordu ama gözleri dolmuştu, gülümsedi. İşte buydu Bahar… umutsuz gibi görünen yerde bile umut arayan… asla pes etmeyen… yöntem ne kadar sıra dışı olsa da… tıpkı kendisi gibi… ve bu anı onunla birlikte yaşadığı için minnettardı.
— Doruk, — Bahar’ın sesi daha kararlıydı, — ameliyathaneyi hazırlayın, bana bir reprodüktolog ve embriyolog bulun, acil!
— Deney bile olsa, hazırım, — dedi Çağla; Bahar’ın umudu bırakmaması ona tutunma gücü vermişti.
— Laparoskopi yapılacak, tüpü yıkayacağım, eğer onu görürsek inkübasyon protokolüne göre ilerleyeceğim, kültüre almayı deneyeceğiz, — Bahar ayağa kalktı.
Evren bunu yerdeki tekerleklerin sesinden anladı.
— Bu resmi değil, kitaplara göre değil, ama tek şans bu, Çağla. Senin ve onun.
— Kendimi sana emanet ediyorum, — dedi Çağla. Evren gülümsedi. O da kendini Bahar’a emanet etmek isterdi… edecekti… mutlaka, adım adım, diye hatırlattı kendine. — Başla.
Çağla’nın “başla” demesiyle her şey hareketlendi. Doruk bir yöne koştu, Ferdi başka bir yöne. Çağla sedyeyle asansöre doğru götürülüyordu, Evren Bahar’dan ayrılmıyordu. Ona yapışmış gibiydi, adeta gölgesi olmuştu. Bahar, başka herkesin pes edeceği yerde savaşmaya devam ediyordu. O ise hayata “evet” diyordu… işte bu Bahar’dı.
— Evren, — sonunda ona döndü, dirseğine hafifçe dokundu.
— Bahar, — gözlerine bakmıyordu, nereye olsa bakıyordu ama ona değil.
— Buradan sonrası bana ait, — dedi yavaşça, eli onun kolundan kayarak indi. — Reha, Cem, — hatırlattı.
— Reha için endişelenme, — atıldı Evren, — ben ilgilenirim, yanında olurum. Serhat iyi bir doktor.
— Cem… — Bahar ürperdi, bakışı koridorun duvarlarında gezindi.
— Rengin’le konuşurum, — dedi Evren, soğuk elini sıkarak.
— Dizüstü bilgisayarı benim ofiste, dolabın üstünde, Yusuf oraya koymuştu, — neredeyse yüzünü çevirmişti. — Evet, Yusuf şu anda senin dairede, Cem’le birlikte. Evren, sakın bir saçmalık yapma, — sonunda göz göze geldi. — O senin kardeşin, senin sorumluluğun, — diye fısıldadı. — Bizimkiler… ne olursa olsun, bizim ailemiz.
— Bahar, — kaşlarını çattı, — yani o video, Naz…
— Evren, — alnını bir anlığına onun omzuna yasladı, sonra hemen doğruldu, — ne Naz’ı, o kadar önemsiz ki yaptıklarının yanında, — omzuna hafifçe vurdu. — Naz, — sesi değişti, gözlerinin içine baktı; sanki okumaya çalışıyordu.
— Bahar, hiçbir şey olmadı, yoktu da, — Evren bu mavi denizde kayboluyordu ama Bahar’ın gözlerinin anlamı değişti, Naz’ı hatırlayınca…
— Şimdi değil, — dedi kısaca, bir anda Dr. Bahar olmuştu, Evren’in hâlâ alışmaya çalıştığı, tanımaya can attığı, hayatının bir parçası olmak istediği kadın. — Çağla, — dönüp ameliyathaneye girdi.
Evren olduğu yerde kaldı, hâlâ parfümünün kokusunu, elinin sıcaklığını, başını omzunda hissettiği o saniyeyi duyumsuyordu. Yanındaydı ama henüz onunla değil… yine de içindeki sıcaklık büyüyordu. Bu küçük temaslarla sanki ona umut veriyor, her şeyin hâlâ değişebileceğine… ya da belki hiçbir şeyi değiştirmeye gerek kalmadığına… sadece yeni bir yolda birlikte yürümeleri gerektiğine inandırıyordu.
Çağla. Bebek. Derin bir nefes aldı, koridorda yürümeye başladı… konuşmamışlardı, sanki hiç olmamıştı… Evren arkasına döndü. Orada, ameliyathanede Bahar hayatla tek başına savaşıyordu. “Şimdi değil,” demişti Bahar… ama eğer şimdi değilse… ne zaman?
***
…Ama şimdi zamanı değildi. Önce Rengin’le konuşmalıydı, sonra da Bahar’ın ailesinin yanına gitmeliydi. Reha’nın ameliyatı sırasında onların yanında olacağına söz vermişti. Keşke burada kalıp, her şeyi kendi gözleriyle izleyebilseydi ama verdiği söz, onu Bahar’ın ameliyathanesinden uzaklaştırıyordu.
Daha katı terk edemeden, Rengin karşıdan hızla geliyordu; yanında Ahu, arkalarında ise Ferdi. Rengin sadece yürümüyor, acele ediyordu. Gergin bakışı, iyi bir şeyin habercisi değildi.
— Ne yapıyorsunuz siz, Evren?! — doğrudan üzerine yürüdü. — Adem Yurdakul daha yeni hastaneden ayrıldı, hâlâ kurulun gözetimindeyiz, ve siz yine tüm protokolleri mi çiğniyorsunuz?! — Onu geçip ameliyathaneye ilerlemek istedi ama Evren kollarını açıp önünü kesti:
— Orada Çağla var, Rengin. Bahar ne yaptığını biliyor, ona güven, — önünde duvar gibi durdu. — Hayır, Rengin. Hayır! Şu anda durduramazsın, zaman yok. Onların bir şansı olmalı!
Rengin arkasına dönüp Ahu ve Ferdi’ye baktı, sonra tekrar Evren’e yöneldi ve ona doğru eğildi:
— Bunu nasıl yazacaksınız protokole? — diye fısıldadı. — Ameliyatın açıklaması ne olacak? İçeride bir reprodüktolog ve bir embriyolog var, — diye hatırlattı.
— Tüp bebek hazırlığı, — fısıldadı Evren. — Prosedürü sen de biliyorsun. Bahar yumurta topluyor.
Rengin ellerini havaya kaldırdı:
— Yumurta mı? — diye fısıldadı. — Yoksa…?
— Dinle, — dedi Evren, nefesini dengelemeye çalışarak. — O şu anda savaş veriyor.
Rengin bir an gözlerini kapattı:
— Her zamanki gibi, — başını iki yana salladı. — Siz yaparsınız, sonra ben sorumluluğu alırım, — onu geçmek istedi ama Evren onun dirseğini hafifçe tuttu, geçmesine izin vermedi.
Ahu ve Ferdi birkaç adım geride durmuş, neredeyse boyunlarını uzatmış konuşmaları duymaya çalışıyorlardı, ama Evren ve Rengin çok sessizdi. Sonunda birlikte dönüp yandaki gözlem odasına girdiler.
— Sadece izleyelim, — dedi Evren ve beraber içeri girdiler.
Oda loştu, camın arkasında Bahar çoktan operasyona başlamıştı. Evren cama yaklaştı, kalbi düzensiz atıyordu. Bahar oradaydı, son derece odaklanmıştı, izlendiklerinin farkında bile değildi.
— Çağla, Tolga… denemeliyiz, — diye fısıldadı Evren.
Rengin bir sandalyeye oturdu, izlemek bile istemiyordu. Aklında hep aynı soru: bu operasyonu kurula nasıl açıklayacaktı?
— Sonra ne olacak Evren? Şimdi ne yapacaksınız? Bahar oraya plansız girdi, — diye sordu, onun sırtına bakarak. Evren’in omuzları gerginlikten neredeyse titreşiyordu.
— Kendi planı var, — diye hızlıca yanıtladı Evren, gözünü camdan ayırmadan.
— Bu çılgınlık, — dedi Rengin fısıltıyla, yüzünü elleriyle kapattı, hafifçe öne eğildi.
Biliyordu ki operasyonu durduramazdı — çünkü içerideki Çağla’ydı… ama kurula ne sunacağını, hangi belgelerle açıklayacağını bilmiyordu.
— Sol tüpe laparoskopik erişim, — dedi Evren. — Ameliyat kayıtlarına geçecek. Şeffaf sıvı çıkarımı… — bir duraksamadan sonra ekledi: — ampulla kısmından.
Rengin neredeyse içinden inledi:
— Bunu daha önce hiç yapmadılar, — diye fısıldadı. — Hepsi sadece teori.
— Ama bu imkânsız olduğu anlamına gelmez, — dedi Evren. Alnını cama yasladı, nefesini tuttu, tüm vücudu titriyordu, parmakları gerginlikten beyazlaşmıştı.
Rengin kalkmak istiyordu ama izlemeye cesareti yoktu. Evren’in halini görmek yeterliydi: gerginliği, heyecanı, Bahar’a duyduğu tam güven…
— Dinle, — diye fısıldadı Evren ve ameliyathaneden sesi açtı. — Bu mümkün olanın sınırı!
— Henüz nereye yerleşeceğine karar vermedin, — Bahar’ın sesi sakindi. — Sana bir yuva bulma şansı vermeme izin ver.
Rengin, Evren’in sırtına odaklandı. Uzun zamandır onu böyle görmemişti — tamamen oraya, camın ötesine kilitlenmişti. Bu iki insan gerçekten olağanüstü bir şey yapıyordu… mümkün olanın sınırında…
— Erken blastosist şüphesiyle mikroskobik damla şeklinde yapı çıkarıldı, — embriyoloğun sesi geldi hoparlörden.
— İnanılmaz, — dedi bir erkek sesi — belli ki reprodüktologdu. — Henüz yerleşmemiş ama bu ortamda yarına kadar dayanırsa, transferi deneyebiliriz.
— Bu embriyo değil, — dedi Bahar, sesi tamamen nötrdü, sevinç ya da endişe yoktu, sadece bilgi veriyordu. — Bu Çağla ve Tolga için bir şans.
— Kültür ortamına aktarıldı, — dedi embriyolog ve bu sözler Rengin’in gözlerini açmasına neden oldu.
Evren, gözleri dolu dolu gülümsedi. Başarmıştı. Sesi kapattı ve Rengin’e döndü.
— Bu hâlâ bir şey ifade etmiyor, Evren, — dedi Rengin, sesi titriyordu, ameliyathaneyi işaret ederek.
— Ultrason tüp anomalisi gösterdi, laparoskopi sıvı alımını sağladı, — gözleri kızarmıştı ama içindeki heyecan parlıyordu — blastosist izole edildi. Sırada inkübasyon ve transfer var, standart IVF gibi. Bu bir mucize değil, Rengin, bu zor hastalar için yenilikçi bir teknik.
— Ya gelişimi durursa? Ya hiç bölünme başlamazsa? — dedi Rengin.
Evren camdan uzaklaştı, onun yanına oturdu:
— Yarın öğreniriz, — hâlâ derin nefesler alıyordu. — Tahmin yürütmeyelim. Ama en azından… denedik.
Camın önünde oturuyorlardı. Aletler toparlanıyordu, Çağla çıkarılmıştı, Bahar ise artık görünmüyordu. Evren, neden Bahar’ın onu ailesinin yanında olmasını istediğini şimdi daha iyi anlıyordu. Çünkü o, şu anda embriyolog ve reprodüktologla birlikteydi, gözlem odasında. O küçük bir ihtimal için savaşmaya devam edecekti.
Rengin’in zihni yorgunluktan kapanmak üzereydi. Aklında dönen binlerce düşünceyle başa çıkamazsa ayakta duramayacaktı.
— Bahar seninle konuştu mu? — derin bir nefesle doğruldu Rengin.
Operasyonu durdurmamıştı… durdurmak istemişti… ama yapamamıştı. Ne Çağla’ya ne de Bahar’a bunu yapamazdı.
— Ne hakkında? — Evren hemen anlamadı.
Zihni beş ay öncesine gitmişti… Rengin’in onlara “dış gebelik” teşhisi koyduğu o güne… Tek bir seçeneğin sunulduğu, sessizce kabul ettikleri o an… O zaman şansları var mıydı? Çağla’nın gözünü bile kırpmadan kabul ettiği şeyleri yapabilecekler miydi? Gerçekten hazır mıydılar?
Rengin’in eli kısa bir anlığına onun omzuna dokundu:
— Bu sizin seçeneğiniz değildi, — dedi sakin bir sesle. — Yerleşme çoktan gerçekleşmişti, biliyorsun… olmazdı.
Evren’in bakışları sertleşti. Bu konuyu kimseyle konuşmak istemiyordu. Bahar’la bile konuşamamışlardı… ve Tolga’nın söyledikleri… o anda hiç duymak istemediği şeylerdi.
— Cem ne yaptı? — dedi aniden konu değiştirerek, alnındaki teri sildi.
Evet, hâlâ kalbi düzensiz atıyor, göğsü sıkışıyordu ama Bahar’la olan çocukları ve yaşadıkları kayıp hakkında başka biriyle konuşmaya hazır değildi. Sadece onunla.
Rengin sessizce ona baktı.
— Bahar, Cem hakkında seninle konuşmamı söyledi, — diye hatırlattı Evren. — Naz’la olan videonun dışında ne yaptı?
Rengin elleriyle ağzını kapattı. O video… öpüşme anını Cem çekmişti… ve tüm doktorlar grubuna göndermişti. Gözleriyle onun gözlerine baktı, kaşlarını çattı:
— Cem hastanenin kamera sistemine erişim sağladı, — duygusuz olmaya çalışarak konuştu. — Bahar’ın ameliyathanesinden görüntüleri indirdi… senin geldiğin an, Serhat’ın içeri daldığı an… — derin bir nefes aldı, o ismi anarken içinde bir kıpırtı oluşsa da bastırmaya çalıştı. — Ve tüm görüntüleri internete yükledi. Bahar’ı zor duruma sokacağını sandı, — bir an duraksadı, sonra devam etti, — ama asıl darbe sana oldu. Senin bölümünün açılışı baltalandı. Adem Yurdakul bu yüzden geldi.
Evren, Rengin’in ne dediğini ilk anda anlamadı. Ona bakıyordu… sonra yavaş yavaş kelimeler anlam kazandı.
— Ne?! — boğuk bir sesle sordu, anladığında.
— Etik ihlali. Sistemimize izinsiz giriş. Hastanenin güvenlik sunucusundan görüntüleri indirip paylaşmak, — Rengin bakışlarını kaçırdı. — Bu bir suç, Evren. Sadece disiplin cezası değil, cezai yaptırımı var.
Evren yumruklarını sıktı.
— Neden? — sadece bu kelime döküldü dişlerinin arasından.
— Bahar’la olan bağınızı koparmak istemiş olabilir, — başını iki yana salladı. — Ne düşündüğünü kim bilebilir?
Evren ayağa kalktı, cama yürüdü. Operasyon odası boştu, temizleniyordu, belki bir sonraki hasta için hazırlanıyordu. Hafifçe titriyordu, ayakta durmakta zorlanır gibiydi… içten içe Cem’in yanına gitmek, onu sarsmak… hatta vurmak… bağırmak istiyordu. Ama yapamıyordu. Bahar, Naz, video… hukuki sorumluluk…
— Belki de korkmuştur, — dedi Rengin, ihtiyatla.
— Onu kendi evime aldım, o beni buldu, benden ona sahip çıkmamı istedi, — Evren gözlerini yere indirdi. — Kardeşim o, ama ne yapacağımı bilmiyorum artık.
Cem’in ihaneti, arkadan vurması… öyle sarsmıştı ki… artık bağırmak bile işe yaramazdı.
— Onunla konuşmalısın. Kurul rapor bekliyor, — dedi Rengin. — Sonuçları olacak, Evren. Kardeşin olsa da. Hazırlıklı olun.
Evren yavaşça ona döndü. Bahar’ın sözleri geldi aklına: “Bunlar bizim ailemiz. Nasıl olurlarsa olsunlar.” Sorumluluğu reddetmemişti ama artık ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
— Sonra ne olacak? — dedi sessizce, sesinde bir çaresizlik vardı.
Rengin ayağa kalktı. Şimdi camın yanına yaklaşabiliyordu. Orada artık ne Çağla vardı, ne Bahar.
— Hiç yakın birinin bir anda sana yabancılaştığını hissettin mi? — diye sordu.
Evren ona kararsızlıkla baktı.
— Ama Cem yabancı değil, — dedi Rengin. — O sadece… zayıf. Senin onun için bir dayanak olduğunu anlayamadı. Sen de onun neden korktuğunu göremedin. Bir bakıma… çocuk gibi, Evren. Bazen çocuklar sadece ebeveynin dikkatini çekmek için hata yaparlar.
— O bir canavar değil, Rengin, — dedi Evren sessizce.
Ama o zaman kimdi? Bahar’a o fotoğrafları göndererek, bilerek canını acıtan, videolarla işini riske atan, kimdi o? Onu tanıyor muydu gerçekten? O öpücük videosunu nasıl yaptı?
— Parla, Bahar’a Timur’la olan ilişkimi açıklamak istedi, — itiraf etti Rengin. — Ortak fotoğraflarımızdan kolaj yaptı. Umay aracılığıyla Bahar’a ulaştırmak istiyordu. Timur son anda engel oldu. Bazen çocuklar, yaptıkları şeyi doğru ve adil sanıyorlar. Söz veremem, — dedi dürüstçe, — ama eğer onun… kontrol edilebilir olduğunu söylersen, elimden geleni yaparım. Kafası karışık olduğunu anlıyorum, — göz göze gelmemeye çalıştı. — Ve biliyor musun, — döndü ona, — bu yönüyle sana benziyor. Sen susmayı öğrendin, o bağırıyor. — kaşları çatıldı. — Ama ikiniz de yardım istemeyi bilmiyorsunuz. Fırtına çıktığında kaçıyorsunuz. Ama yetişkinlik sorumluluk demek, Evren. Korumak değil, sahip çıkmak. Kendine, kardeşine, — bir an duraksadı, — Bahar’a. Tıpkı bugün burada olduğu gibi.
Evren gülümsemek üzereydi. Çünkü ne kadar haklı olduğunu anlamıştı.
— “Şimdi değil,” dedi, — diye fısıldadı. — Ya geç kaldıysam? — ilk kez sesinde korku vardı. Gizlemiyordu da.
— Önce Cem’le konuş, — dedi Rengin iç çekerek. — Sonra Bahar’la. Açıkça. Öfkesiz. Sitem etmeden.
Evren gözlerini kapattı. Sonra tekrar cama döndüler, yan yana duvara yaslandılar. İçeride temizlikçiler ameliyathaneyi yıkıyor, her şeyi steril hâle getiriyordu. Yaşananlar siliniyor gibiydi… Ama ameliyat defteri öyle değildi. Orada yazılıydı her şey… Sadece bakıyorlardı, sessizce…